ض ل ل
191 kelime · i'rab ağacında: 185
Cümledeki kullanımı
Kökün kelimeleri cümlede hangi konumda geçiyor ve orada kimlerle ilişki kuruyor? Sayılar, kökün o ilişkide geçtiği kelime sayısıdır. Kelimeler, aynı kökten gelen bütün biçimleri temsil eder (gösterilen, en sık geçen biçimdir). Bir öğeye dokununca ayetler listelenir; o kelimenin kökünün haritasına geçer.
Fiil 118 ayetler
Fâil 117 ayetler
Mef'ûlun bih 54 ayetler
مِنْ
7
نَا
zamir 5
(هُ)
gizli 4
كَثِيرًا
4
↗
هُ
zamir 4
هُمْ
zamir 4
(أَحَدًا)
gizli 3
أَعْمَالَ
3
↗
السَّبِيلَ
3
↗
سَوَاءَ
3
↗
مَا
2
عِبَادَ
2
↗
+9 daha (daha az geçenler)
Harf-i cer 36 ayetler
Mef'ûlun mutlak 8 ayetler
Mef'ûlun fîh 7 ayetler
Hâl 6 ayetler
Nâib-i fâil 1 ayetler
Haber 43 ayetler
Mübteda 43 ayetler
مِنْ
19
الَّذِينَ
4
أُولَئِكَ
4
سَبِيلًا
4
↗
هُمْ
zamir 4
هُوَ
zamir 4
(هُوَ)
gizli 2
ذَلِكَ
1
هَؤُلَاءِ
1
(أُولَئِكَ)
gizli 1
الظَّالِمُونَ
1
↗
أَنَا
zamir 1
+1 daha (daha az geçenler)
Mecrur Harf-i cer
37 ayet · ض ل ل kelimesi koyu, ilişkili kelime açık tonda (renkler türü gösterir: isim, fiil, harf)
لَيْسَ
عَلَيْكُمْ
جُنَاحٌ
اَنْ
تَبْتَغُوا
فَضْلاً
مِنْ
رَبِّكُمْۜ
فَاِذَٓا
اَفَضْتُمْ
مِنْ
عَرَفَاتٍ
فَاذْكُرُوا
اللّٰهَ
عِنْدَ
الْمَشْعَرِ
الْحَرَامِۖ
وَاذْكُرُوهُ
كَمَا
هَدٰيكُمْۚ
وَاِنْ
كُنْتُمْ
مِنْ
قَبْلِه۪
لَمِنَ
الضَّٓالّ۪ينَ
Rabbiniz’den refah istemenizde bir engel yoktur. Arafat’tan indiğinizde, Allah’ı Meşari Haram’da anın; O’nu, size gösterdiği şekilde zikredin. Nitekim siz önceleri hiç şüphesiz sapıklardandınız.[198]
لَقَدْ
مَنَّ
اللّٰهُ
عَلَى
الْمُؤْمِن۪ينَ
اِذْ
بَعَثَ
ف۪يهِمْ
رَسُولاً
مِنْ
اَنْفُسِهِمْ
يَتْلُوا
عَلَيْهِمْ
اٰيَاتِه۪
وَيُزَكّ۪يهِمْ
وَيُعَلِّمُهُمُ
الْكِتَابَ
وَالْحِكْمَةَۚ
وَاِنْ
كَانُوا
مِنْ
قَبْلُ
لَف۪ي
ضَلَالٍ
مُب۪ينٍ
And olsun ki Allah, inananlara, ayetlerini okuyan, onları arıtan, onlara Kitap ve hikmeti öğreten, kendilerinden bir peygamber göndermekle iyilikte bulunmuştur. Halbuki onlar, önceleri apaçık sapıklıkta idiler.[164]
وَاِذْ
قَالَ
اِبْرٰه۪يمُ
لِاَب۪يهِ
اٰزَرَ
اَتَـتَّخِذُ
اَصْنَاماً
اٰلِهَةًۚ
اِنّ۪ٓي
اَرٰيكَ
وَقَوْمَكَ
ف۪ي
ضَلَالٍ
مُب۪ينٍ
İbrahim, babası Azer’e, «Putları tanrı olarak mı benimsiyorsun? Doğrusu ben seni ve milletini açık bir sapıklık içinde görüyorum» demişti.[74]
قَالَ
الْمَلَأُ
مِنْ
قَوْمِه۪ٓ
اِنَّا
لَنَرٰيكَ
ف۪ي
ضَلَالٍ
مُب۪ينٍ
Milletinin ileri gelenleri: «Biz senin apaçık sapıklıkta olduğunu görüyoruz» dediler.[60]
اِذْ
قَالُوا
لَيُوسُفُ
وَاَخُوهُ
اَحَبُّ
اِلٰٓى
اَب۪ينَا
مِنَّا
وَنَحْنُ
عُصْبَةٌۜ
اِنَّ
اَبَانَا
لَف۪ي
ضَلَالٍ
مُب۪ينٍۚ
Kardeşleri demişlerdi ki: «Yusuf ve özkardeşi babamıza bizden daha sevgilidir. Oysa biz bir cemaatiz. Babamız açık bir yanlışlık içindedir.»[8]
وَقَالَ
نِسْوَةٌ
فِي
الْمَد۪ينَةِ
امْرَاَتُ
الْعَز۪يزِ
تُرَاوِدُ
فَتٰيهَا
عَنْ
نَفْسِه۪ۚ
قَدْ
شَغَفَهَا
حُباًّۜ
اِنَّا
لَنَرٰيهَا
ف۪ي
ضَلَالٍ
مُب۪ينٍ
Şehirde bir takım kadınlar: «Vezirin karısı kölesinin olmak istiyormuş; sevgisi bağrını yakmış; doğrusu onun besbelli sapıtmış olduğunu görüyoruz.» dediler.[30]
قَالُوا
تَاللّٰهِ
اِنَّكَ
لَف۪ي
ضَلَالِكَ
الْقَد۪يمِ
Çevresindekiler: «Allah’a yemin ederiz ki sen, hala eski şaşkınlığındasın» dediler.[95]
لَهُ
دَعْوَةُ
الْحَقِّۜ
وَالَّذ۪ينَ
يَدْعُونَ
مِنْ
دُونِه۪
لَا
يَسْتَج۪يبُونَ
لَهُمْ
بِشَيْءٍ
اِلَّا
كَبَاسِطِ
كَفَّيْهِ
اِلَى
الْمَٓاءِ
لِيَبْلُغَ
فَاهُ
وَمَا
هُوَ
بِبَالِغِه۪ۜ
وَمَا
دُعَٓاءُ
الْكَافِر۪ينَ
اِلَّا
ف۪ي
ضَلَالٍ
Gerçek dua ve ibadet ancak O’nadır. O’ndan başka çağırdıkları putlar kendilerine hiçbir cevap vermezler. Durumları, suyun ağzına gelmesi için avuçlarını ona açmış bekleyen adamın durumu gibidir. Hiçbir zaman suya kavuşamaz. İşte kafirlerin yalvarışı da böyle, boşunadır.[14]
اَلَّذ۪ينَ
يَسْتَحِبُّونَ
الْحَيٰوةَ
الدُّنْيَا
عَلَى
الْاٰخِرَةِ
وَيَصُدُّونَ
عَنْ
سَب۪يلِ
اللّٰهِ
وَيَبْغُونَهَا
عِوَجاًۜ
اُو۬لٰٓئِكَ
ف۪ي
ضَلَالٍ
بَع۪يدٍ
Onlar dünya hayatını ahirete tercih ederler, Allah’ın yolundan alıkoyup onun eğriliğini isterler. İşte onlar uzak bir sapıklık içindedirler.[3]
اَسْمِعْ
بِهِمْ
وَاَبْصِرْۙ
يَوْمَ
يَأْتُونَنَاۚ
لٰكِنِ
الظَّالِمُونَ
الْيَوْمَ
ف۪ي
ضَلَالٍ
مُب۪ينٍ
Bize geldikleri gün neler görüp neler işitecekler! Ama zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler.[38]
قُلْ
مَنْ
كَانَ
فِي
الضَّلَالَةِ
فَلْيَمْدُدْ
لَهُ
الرَّحْمٰنُ
مَداًّۚ
حَتّٰٓى
اِذَا
رَاَوْا
مَا
يُوعَدُونَ
اِمَّا
الْعَذَابَ
وَاِمَّا
السَّاعَةَۜ
فَسَيَعْلَمُونَ
مَنْ
هُوَ
شَرٌّ
مَكَاناً
وَاَضْعَفُ
جُنْداً
De ki: «Sapıklıkta olanı Rahman ne kadar ertelese bile, sonunda tehdit edildikleri azabı ya da kıyamet gününü gördükleri zaman onlar kimin yerinin daha kötü ve taraftarlarının daha güçsüz olduğunu bilecektir.»[75]
قَالَ
لَقَدْ
كُنْتُمْ
اَنْتُمْ
وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ
ف۪ي
ضَلَالٍ
مُب۪ينٍ
İbrahim: «And olsun ki sizler de babalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz» deyince:[54]
قَالَ
فَعَلْتُـهَٓا
اِذاً
وَاَنَا۬
مِنَ
الضَّٓالّ۪ينَۜ
Musa: «O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür» dedi.[20-22]
وَاغْفِرْ
لِاَب۪ٓي
اِنَّهُ
كَانَ
مِنَ
الضَّٓالّ۪ينَۙ
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah’a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme» demişti.[84-89]
تَاللّٰهِ
اِنْ
كُنَّا
لَف۪ي
ضَلَالٍ
مُب۪ينٍۙ
Orada putlarıyla çekişerek: «Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak» derler.[96-102]
وَمَٓا
اَنْتَ
بِهَادِي
الْعُمْيِ
عَنْ
ضَلَالَتِهِمْۜ
اِنْ
تُسْمِــعُ
اِلَّا
مَنْ
يُؤْمِنُ
بِاٰيَاتِنَا
فَهُمْ
مُسْلِمُونَ
Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola döndüremezsin; ancak ayetlerimize inananlara sen duyurabilirsin; işte onlar Müslümanlardır.[81]
اِنَّ
الَّذ۪ي
فَرَضَ
عَلَيْكَ
الْقُرْاٰنَ
لَـرَٓادُّكَ
اِلٰى
مَعَادٍۜ
قُلْ
رَبّ۪ٓي
اَعْلَمُ
مَنْ
جَٓاءَ
بِالْهُدٰى
وَمَنْ
هُوَ
ف۪ي
ضَلَالٍ
مُب۪ينٍ
Kuran’a uymayı sana farz kılan Allah, seni döneceğin yere döndürecektir. De ki: «Rabbim kimin doğrulukla geldiğini, kimin apaçık sapıklıkta bulunduğunu en iyi bilendir.»[85]
وَمَٓا
اَنْـتَ
بِهَادِ
الْعُمْيِ
عَنْ
ضَلَالَتِهِمْۜ
اِنْ
تُسْمِعُ
اِلَّا
مَنْ
يُؤْمِنُ
بِاٰيَاتِنَا
فَهُمْ
مُسْلِمُونَ۟
Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola döndüremezsin; ancak ayetlerimize inananlara duyurabilirsin; işte onlar Müslümanlardır.[53]
هٰذَا
خَلْقُ
اللّٰهِ
فَاَرُون۪ي
مَاذَا
خَلَقَ
الَّذ۪ينَ
مِنْ
دُونِه۪ۜ
بَلِ
الظَّالِمُونَ
ف۪ي
ضَلَالٍ
مُب۪ينٍ۟
İşte bu Allah’ın yaratışıdır. Ondan başkasının ne yarattığını Bana gösterin. Hayır; gösteremezler, zalimler apaçık sapıklık içindedir.[11]
اَفْتَرٰى
عَلَى
اللّٰهِ
كَذِباً
اَمْ
بِه۪
جِنَّةٌۜ
بَلِ
الَّذ۪ينَ
لَا
يُؤْمِنُونَ
بِالْاٰخِرَةِ
فِي
الْعَذَابِ
وَالضَّلَالِ
الْبَع۪يدِ
İnkar edenler, insanlara: «Size, siz parça parça dağılıp yok olduğunuz zaman yeniden dirileceğinizi haber veren bir adam gösterelim mi? Allah’a karşı yalan mı uyduruyor, yoksa kendisinde delilik mi vardır?» derler. Hayır; ahirete inanmayanlar, azapta ve derin bir sapıklık içindedirler.[7-8]
Yükleniyor...