Gramer Arama
Hazır aramalar
Sure dağılımı
Her kutu bir sure; renk koyulaştıkça o surede daha çok geçiyor. Mekkî Medenî
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
Vahiy sürecinde kullanım
Sureler iniş sırasıyla soldan sağa: ilk inen Alak'tan son inen sureye. Kavramın hangi dönemde öne çıktığını gösterir.
← ilk inenson inen →
Fâil
98 yerde · 44 ayet · 1 sure
صٓ
وَالْقُرْاٰنِ
ذِي
الذِّكْرِۜ
Sad. Öğüt veren Kuran’a and olsun ki, inkar edenler gurur ve ayrılık içindedirler.[1-2]
اَجَعَلَ
الْاٰلِهَةَ
اِلٰهاً
وَاحِداًۚ
اِنَّ
هٰذَا
لَشَيْءٌ
عُجَابٌ
Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaşmışlardı. İnkarcılar: «Bu, pek yalancı bir sihirbazdır; tanrıları tek bir tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir» demişlerdi.[4-5]
اَمْ
لَهُمْ
مُلْكُ
السَّمٰوَاتِ
وَالْاَرْضِ
وَمَا
بَيْنَهُمَا۠
فَلْيَرْتَقُوا
فِي
الْاَسْبَابِ
Yahut, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı onların elinde midir? Öyle ise sebeplere tevessül edip göğe yükselsinler![10]
اِنْ
كُلٌّ
اِلَّا
كَذَّبَ
الرُّسُلَ
فَحَقَّ
عِقَابِ۟
Hepsi peygamberleri yalanladı da azabımı hakettiler.[14]
وَقَالُوا
رَبَّنَا
عَجِّلْ
لَنَا
قِطَّنَا
قَبْلَ
يَوْمِ
الْحِسَابِ
Onlar ise «Rabbimiz! Bizim payımızı hesap gününden önce ver» derler.[16]
اِصْبِرْ
عَلٰى
مَا
يَقُولُونَ
وَاذْكُرْ
عَبْدَنَا
دَاوُ۫دَ
ذَا
الْاَيْدِۚ
اِنَّـهُٓ
اَوَّابٌ
Onların söylediklerine sabret; güçlü kulumuz Davud’u an; o, daima Allah’a yönelirdi.[17]
اِنَّا
سَخَّرْنَا
الْجِبَالَ
مَعَهُ
يُسَبِّحْنَ
بِالْعَشِيِّ
وَالْاِشْرَاقِۙ
Doğrusu Biz, akşam sabah onunla beraber tesbih eden dağları, kuşları da toplu halde onun buyruğu altına vermiştik. Her biri ona yönelmekteydi.[18-19]
اِذْ
دَخَلُوا
عَلٰى
دَاوُ۫دَ
فَفَزِعَ
مِنْهُمْ
قَالُوا
لَا
تَخَفْۚ
خَصْمَانِ
بَغٰى
بَعْضُنَا
عَلٰى
بَعْضٍ
فَاحْكُمْ
بَيْنَنَا
بِالْحَقِّ
وَلَا
تُشْطِطْ
وَاهْدِنَٓا
اِلٰى
سَوَٓاءِ
الصِّرَاطِ
Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mabedin duvarına tırmanıp Davud’un yanına girmişlerdi de, o onlardan ürkmüştü. Şöyle demişlerdi: «Korkma, birbirinin hakkına tecavüz etmiş iki davacıyız; aramızda adaletle hükmet, ondan ayrılma, bizi doğru yola çıkar.»[21-22]
اِنَّ
هٰذَٓا
اَخ۪ي
لَهُ
تِسْعٌ
وَتِسْعُونَ
نَعْجَةً
وَلِيَ
نَعْجَةٌ
وَاحِدَةٌ
فَقَالَ
اَكْفِلْن۪يهَا
وَعَزَّن۪ي
فِي
الْخِطَابِ
«Bu kardeşimin doksan dokuz dişi koyunu, benim de bir tek dişi koyunum vardır; O’nu da bana ver dedi ve tartışmada beni yendi.»[23]
قَالَ
لَقَدْ
ظَلَمَكَ
بِسُؤَالِ
نَعْجَتِكَ
اِلٰى
نِعَاجِه۪ۜ
وَاِنَّ
كَث۪يراً
مِنَ
الْخُلَطَٓاءِ
لَيَبْغ۪ي
بَعْضُهُمْ
عَلٰى
بَعْضٍ
اِلَّا
الَّذ۪ينَ
اٰمَنُوا
وَعَمِلُوا
الصَّالِحَاتِ
وَقَل۪يلٌ
مَا
هُمْۜ
وَظَنَّ
دَاوُ۫دُ
اَنَّمَا
فَتَنَّاهُ
فَاسْتَغْفَرَ
رَبَّهُ
وَخَرَّ
رَاكِعاً
وَاَنَابَ ۩
Davud: «And olsun ki, senin dişi koyununu kendi dişi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlıkta bulunmuştur. Doğrusu ortakçıların çoğu birbirlerinin haklarına tecavüz ederler. İnanıp yararlı iş işleyenler bunun dışındadır ki sayıları da ne kadar azdır!» demişti. Davud, Kendisini denediğimizi sanmıştı da, Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapanmış, tevbe etmiş, Allah’a yönelmişti.[24]
يَا دَاوُ۫دُ
اِنَّا
جَعَلْنَاكَ
خَل۪يفَةً
فِي
الْاَرْضِ
فَاحْكُمْ
بَيْنَ
النَّاسِ
بِالْحَقِّ
وَلَا
تَتَّبِعِ
الْهَوٰى
فَيُضِلَّكَ
عَنْ
سَب۪يلِ
اللّٰهِۜ
اِنَّ
الَّذ۪ينَ
يَضِلُّونَ
عَنْ
سَب۪يلِ
اللّٰهِ
لَهُمْ
عَذَابٌ
شَد۪يدٌ
بِمَا
نَسُوا
يَوْمَ
الْحِسَابِ۟
Ey Davud! Seni şüphesiz yeryüzünde hükümran kıldık, o halde insanlar arasında adaletle hükmet, hevese uyma yoksa seni Allah’ın yolundan saptırır. Doğrusu, Allah’ın yolundan sapanlara, onlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin azap vardır.[26]
وَمَا
خَلَقْنَا
السَّمَٓاءَ
وَالْاَرْضَ
وَمَا
بَيْنَهُمَا
بَاطِلاًۜ
ذٰلِكَ
ظَنُّ
الَّذ۪ينَ
كَفَرُواۚ
فَوَيْلٌ
لِلَّذ۪ينَ
كَفَرُوا
مِنَ
النَّارِۜ
Göğü, yeri ve ikisinin arasında bulunanları boşuna yaratmadık. Bunun boşuna olduğu, inkar edenlerin sanısıdır. Vay ateşe uğrayacak inkarcıların haline![27]
اَمْ
نَجْعَلُ
الَّذ۪ينَ
اٰمَنُوا
وَعَمِلُوا
الصَّالِحَاتِ
كَالْمُفْسِد۪ينَ
فِي
الْاَرْضِۘ
اَمْ
نَجْعَلُ
الْمُتَّق۪ينَ
كَالْفُجَّارِ
Yoksa, inanıp yararlı iş işleyenleri, yeryüzünde, bozguncular gibi mi tutarız? Yoksa, Allah’a karşı gelmekten sakınanları yoldan çıkanlar gibi mi tutarız?[28]
اِذْ
عُرِضَ
عَلَيْهِ
بِالْعَشِيِّ
الصَّافِنَاتُ
الْجِيَادُۙ
Ona bir akşam üstü, çalımlı, cins koşu atları sunulmuştu.[31]
فَقَالَ
اِنّ۪ٓي
اَحْبَبْتُ
حُبَّ
الْخَيْرِ
عَنْ
ذِكْرِ
رَبّ۪يۚ
حَتّٰى
تَوَارَتْ
بِالْحِجَابِ۠
Süleyman: «Doğrusu ben bu iyi malları, Rabbimi anmayı sağladıkları için severim» demişti. Koşup, toz perdesi arkasında kayboldukları zaman: «onları bana getirin» dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.[32-33]
رُدُّوهَا
عَلَيَّۜ
فَطَفِقَ
مَسْحاً
بِالسُّوقِ
وَالْاَعْنَاقِ
Süleyman: «Doğrusu ben bu iyi malları, Rabbimi anmayı sağladıkları için severim» demişti. Koşup, toz perdesi arkasında kayboldukları zaman: «onları bana getirin» dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.[32-33]
وَلَقَدْ
فَتَنَّا
سُلَيْمٰنَ
وَاَلْقَيْنَا
عَلٰى
كُرْسِيِّه۪
جَسَداً
ثُمَّ
اَنَابَ
And olsun ki Süleyman’ı denedik, hükümranlığını zayıf düşürdük; sonra eski haline döndü.[34]
قَالَ
رَبِّ
اغْفِرْ
ل۪ي
وَهَبْ
ل۪ي
مُلْكاً
لَا
يَنْبَغ۪ي
لِاَحَدٍ
مِنْ
بَعْد۪يۚ
اِنَّكَ
اَنْتَ
الْوَهَّابُ
Süleyman: «Rabbim! Beni bağışla, bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver; Sen şüphesiz, daima bağışta bulunansın» dedi.[35]
فَسَخَّرْنَا
لَهُ
الرّ۪يحَ
تَجْر۪ي
بِاَمْرِه۪
رُخَٓاءً
حَيْثُ
اَصَابَۙ
Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.[36-38]
وَاذْكُرْ
عَبْدَنَٓا
اَيُّوبَۢ
اِذْ
نَادٰى
رَبَّهُٓ
اَنّ۪ي
مَسَّنِيَ
الشَّيْطَانُ
بِنُصْبٍ
وَعَذَابٍۜ
Kulumuz Eyyub’u da an; Rabbine: «Doğrusu şeytan bana yorgunluk ve azap verdi» diye seslenmişti.[41]
Yükleniyor...