Gramer Arama
Hazır aramalar
Sure dağılımı
Her kutu bir sure; renk koyulaştıkça o surede daha çok geçiyor. Mekkî Medenî
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
Vahiy sürecinde kullanım
Sureler iniş sırasıyla soldan sağa: ilk inen Alak'tan son inen sureye. Kavramın hangi dönemde öne çıktığını gösterir.
← ilk inenson inen →
Nida cümlesi
508 yerde · 487 ayet · 65 sure
رَبَّـنَا
اغْفِرْ
ل۪ي
وَلِوَالِدَيَّ
وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ
يَوْمَ
يَقُومُ
الْحِسَابُ۟
«Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, anamı babamı ve inananları bağışla.»[41]
وَاَنْذِرِ
النَّاسَ
يَوْمَ
يَأْت۪يهِمُ
الْعَذَابُۙ
فَيَقُولُ
الَّذ۪ينَ
ظَلَمُوا
رَبَّـنَٓا
اَخِّرْنَٓا
اِلٰٓى
اَجَلٍ
قَر۪يبٍۙ
نُجِبْ
دَعْوَتَكَ
وَنَتَّبِـعِ
الرُّسُلَۜ
اَوَلَمْ
تَكُونُٓوا
اَقْسَمْتُمْ
مِنْ
قَبْلُ
مَا
لَكُمْ
مِنْ
زَوَالٍۙ
İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Haksızlık edenler: «Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar ertele de çağrına gelelim, peygamberlere uyalım» derler. Siz daha önce, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz! Üstelik kendilerine yazık edenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara, yaptıklarımız da sizlere açıklanmıştı. Size misaller de vermiştik.[44-45]
وَقَالُوا
يَٓا اَيُّهَا
الَّذ۪ي
نُزِّلَ
عَلَيْهِ
الذِّكْرُ
اِنَّكَ
لَمَجْنُونٌۜ
Onlar: «Ey kendisine Kitap indirilen kimse! Sen mutlaka delisin. Doğrulardan isen melekleri bize getirsene» dediler.[6-7]
قَالَ
يَٓا اِبْل۪يسُ
مَا
لَكَ
اَلَّا
تَكُونَ
مَعَ
السَّاجِد۪ينَ
Allah: «Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmaktan seni alıkoyan nedir?» dedi.[32]
قَالَ
رَبِّ
فَاَنْظِرْن۪ٓي
اِلٰى
يَوْمِ
يُبْعَثُونَ
«Rabbim! Beni hiç olmazsa, tekrar dirilecekleri güne kadar ertele» dedi.[36]
قَالَ
رَبِّ
بِمَٓا
اَغْوَيْتَن۪ي
لَاُزَيِّنَنَّ
لَهُمْ
فِي
الْاَرْضِ
وَلَاُغْوِيَنَّهُمْ
اَجْمَع۪ينَۙ
«Rabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların bir yana, onların hepsini saptıracağım» dedi.[39-40]
قَالَ
فَمَا
خَطْبُكُمْ
اَيُّهَا
الْمُرْسَلُونَ
«Zaten sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umudunu keser!» diyerek sormuştu: «Ey elçiler! İşiniz nedir?»[56-57]
وَاِذَا
رَاَ
الَّذ۪ينَ
اَشْرَكُوا
شُرَكَٓاءَهُمْ
قَالُوا
رَبَّـنَا
هٰٓؤُ۬لَٓاءِ
شُرَكَٓاؤُ۬نَا
الَّذ۪ينَ
كُنَّا
نَدْعُوا
مِنْ
دُونِكَۚ
فَاَلْقَوْا
اِلَيْهِمُ
الْقَوْلَ
اِنَّكُمْ
لَكَاذِبُونَۚ
Allah’a ortak koşanlar, koştukları ortakları gördüklerinde: «Rabbimiz! Seni bırakıp yalvardığımız ortaklarımız bunlardır» derler. Koştukları ortaklar: «Doğrusu siz yalancısınız» diye söz atarlar.[86]
ذُرِّيَّةَ
مَنْ
حَمَلْنَا
مَعَ
نُوحٍۜ
اِنَّهُ
كَانَ
عَبْداً
شَكُوراً
Musa’ya kitap verdik. Ey Nuh’la beraber taşıyarak kurtardığımız kimselerin soyundan olanlar! Beni bırakıp başkasını vekil edinmeyesiniz diye onu İsrailoğullarına doğruluk rehberi kıldık. Doğrusu Nuh, çok şükreden bir kuldu.[2-3]
وَاخْفِضْ
لَهُمَا
جَنَاحَ
الذُّلِّ
مِنَ
الرَّحْمَةِ
وَقُلْ
رَبِّ
ارْحَمْهُمَا
كَمَا
رَبَّيَان۪ي
صَغ۪يراًۜ
Onlara acıyarak alçak gönüllülük kanatlarını ger ve: «Rabbim! Küçükken beni yetiştirdikleri gibi sen de onlara merhamet et!» de.[24]
وَقُلْ
رَبِّ
اَدْخِلْن۪ي
مُدْخَلَ
صِدْقٍ
وَاَخْرِجْن۪ي
مُخْرَجَ
صِدْقٍ
وَاجْعَلْ
ل۪ي
مِنْ
لَدُنْكَ
سُلْطَاناً
نَص۪يراً
De ki: «Rabbim! Beni dahil edeceğin yere hoşnutluk ve esenlikle dahil et; çıkaracağın yerden de hoşnutluk ve esenlikle çıkar. Katından beni destekleyecek bir kuvvet ver.»[80]
وَلَقَدْ
اٰتَيْنَا
مُوسٰى
تِسْعَ
اٰيَاتٍ
بَيِّنَاتٍ
فَسْـَٔلْ
بَن۪ٓي
اِسْرَٓائ۪لَ
اِذْ
جَٓاءَهُمْ
فَقَالَ
لَهُ
فِرْعَوْنُ
اِنّ۪ي
لَاَظُنُّكَ
يَا مُوسٰى
مَسْحُوراً
And olsun ki, Musa’ya dokuz tane apaçık mucize verdik. İsrailoğullarına sor, Musa onlara geldiğinde, Firavun kendisine: «Ey Musa! Ben seni büyülenmiş sanıyorum» demişti.[101]
قَالَ
لَقَدْ
عَلِمْتَ
مَٓا
اَنْزَلَ
هٰٓؤُ۬لَٓاءِ
اِلَّا
رَبُّ
السَّمٰوَاتِ
وَالْاَرْضِ
بَصَٓائِرَۚ
وَاِنّ۪ي
لَاَظُنُّكَ
يَا فِرْعَوْن
مَثْبُوراً
Musa da: «And olsun ki, bunları göklerin ve yerin Rabbinin açık belgeler olarak indirdiğini biliyorsun. Ey Firavun! Doğrusu senin mahvolacağını sanıyorum» demişti.[102]
اِذْ
اَوَى
الْفِتْيَةُ
اِلَى
الْكَهْفِ
فَقَالُوا
رَبَّنَٓا
اٰتِنَا
مِنْ
لَدُنْكَ
رَحْمَةً
وَهَيِّئْ
لَنَا
مِنْ
اَمْرِنَا
رَشَداً
Birkaç genç mağaraya sığınmış: «Rabbimiz! Katından bize rahmet ver ve işimizde doğruyu göster, bizi başarılı kıl» demişlerdi.[10]
وَوُضِعَ
الْكِتَابُ
فَتَرَى
الْمُجْرِم۪ينَ
مُشْفِق۪ينَ
مِمَّا
ف۪يهِ
وَيَقُولُونَ
يَا وَيْلَتَنَا
مَالِ
هٰذَا
الْكِتَابِ
لَا
يُغَادِرُ
صَغ۪يرَةً
وَلَا
كَب۪يرَةً
اِلَّٓا
اَحْصٰيهَاۚ
وَوَجَدُوا
مَا
عَمِلُوا
حَاضِراًۜ
وَلَا
يَظْلِمُ
رَبُّكَ
اَحَداً۟
Amel defteri ortaya konunca, suçluların, onda yazılı olanlardan korktuklarını görürsün, «Vah bize, eyvah bize! Bu defter nasıl olmuş da küçük büyük bir şey bırakmadan hepsini saymış!» derler. İşlediklerini hazır bulurlar. Rabbin kimseye haksızlık etmez.[49]
حَتّٰٓى
اِذَا
بَلَغَ
مَغْرِبَ
الشَّمْسِ
وَجَدَهَا
تَغْرُبُ
ف۪ي
عَيْنٍ
حَمِئَةٍ
وَوَجَدَ
عِنْدَهَا
قَوْماًۜ
قُلْنَا
يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ
اِمَّٓا
اَنْ
تُعَذِّبَ
وَاِمَّٓا
اَنْ
تَتَّخِذَ
ف۪يهِمْ
حُسْناً
Sonunda güneşin battığı yere ulaşınca onu, kara balçıklı bir suda batıyor gördü. Orada bir millete rastladı. «Zülkarneyn! Onlara azap da edebilirsin, iyi muamelede de bulunabilirsin» dedik.[86]
قَالُوا
يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ
اِنَّ
يَأْجُوجَ
وَمَأْجُوجَ
مُفْسِدُونَ
فِي
الْاَرْضِ
فَهَلْ
نَجْعَلُ
لَكَ
خَرْجاً
عَلٰٓى
اَنْ
تَجْعَلَ
بَيْنَنَا
وَبَيْنَهُمْ
سَداًّ
Sonunda, iki dağın arasına varınca, orada nerdeyse hiç laf anlamayan bir millete rastladı.[93]
قَالَ
رَبِّ
اِنّ۪ي
وَهَنَ
الْعَظْمُ
مِنّ۪ي
وَاشْتَعَلَ
الرَّأْسُ
شَيْباً
وَلَمْ
اَكُنْ
بِدُعَٓائِكَ
رَبِّ
شَقِياًّ
Şöyle demişti: «Rabbim! Gerçekten kemiklerim zayıfladı, saçlarım ağardı. Rabbim! Sana yalvarmakla şimdiye kadar bedbaht olup bir şeyden mahrum kalmadım.»[4]
يَرِثُن۪ي
وَيَرِثُ
مِنْ
اٰلِ
يَعْقُوبَۗ
وَاجْعَلْهُ
رَبِّ
رَضِياًّ
Doğrusu, benden sonra yerime geçecek yakınlarımın iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karım da kısırdır. Katından bana bir oğul bağışla ki, bana ve Yakub oğullarına mirasçı olsun. Rabbim! Onun, rızanı kazanmasını da sağla.»[5-6]
يَا زَكَرِيَّٓا
اِنَّـا
نُـبَشِّرُكَ
بِغُـلَامٍۨ
اسْـمُهُ
يَحْيٰىۙ
لَمْ
نَجْعَلْ
لَهُ
مِنْ
قَبْلُ
سَمِياًّ
Allah: «Ey Zekeriya! Sana, Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyoruz. Bu adı daha önce kimseye vermemiştik» buyurdu.[7]
Yükleniyor...