س ك ن
69 kelime · i'rab ağacında: 65
Cümledeki kullanımı
Kökün kelimeleri cümlede hangi konumda geçiyor ve orada kimlerle ilişki kuruyor? Sayılar, kökün o ilişkide geçtiği kelime sayısıdır. Kelimeler, aynı kökten gelen bütün biçimleri temsil eder (gösterilen, en sık geçen biçimdir). Bir öğeye dokununca ayetler listelenir; o kelimenin kökünün haritasına geçer.
Fiil 20 ayetler
Mevsûf 7 ayetler
Muzâfun ileyh Muzâfı ط ع م
5 ayet · س ك ن kelimesi koyu, ilişkili kelime açık tonda (renkler türü gösterir: isim, fiil, harf)
اَيَّاماً
مَعْدُودَاتٍۜ
فَمَنْ
كَانَ
مِنْكُمْ
مَر۪يضاً
اَوْ
عَلٰى
سَفَرٍ
فَعِدَّةٌ
مِنْ
اَيَّامٍ
اُخَرَۜ
وَعَلَى
الَّذ۪ينَ
يُط۪يقُونَهُ
فِدْيَةٌ
طَعَامُ
مِسْك۪ينٍۜ
فَمَنْ
تَطَوَّعَ
خَيْراً
فَهُوَ
خَيْرٌ
لَهُۜ
وَاَنْ
تَصُومُوا
خَيْرٌ
لَكُمْ
اِنْ
كُنْتُمْ
تَعْلَمُونَ
Ey İnananlar! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız diye, size sayılı günlerde farz kılındı. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca dayanamıyanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa o iyilik kendisinedir. Oruç tutmanız eğer bilirseniz sizin için hayırlıdır.[183-184]
يَٓا اَيُّهَا
الَّذ۪ينَ
اٰمَنُوا
لَا
تَقْتُلُوا
الصَّيْدَ
وَاَنْتُمْ
حُرُمٌۜ
وَمَنْ
قَتَلَهُ
مِنْكُمْ
مُتَعَمِّداً
فَجَزَٓاءٌ
مِثْلُ
مَا
قَتَلَ
مِنَ
النَّعَمِ
يَحْكُمُ
بِه۪
ذَوَا
عَدْلٍ
مِنْكُمْ
هَدْياً
بَالِغَ
الْكَعْبَةِ
اَوْ
كَفَّارَةٌ
طَعَامُ
مَسَاك۪ينَ
اَوْ
عَدْلُ
ذٰلِكَ
صِيَاماً
لِيَذُوقَ
وَبَالَ
اَمْرِه۪ۜ
عَفَا
اللّٰهُ
عَمَّا
سَلَفَۜ
وَمَنْ
عَادَ
فَيَنْتَقِمُ
اللّٰهُ
مِنْهُۜ
وَاللّٰهُ
عَز۪يزٌ
ذُو
انْتِقَامٍ
Ey İnananlar! İhramlı iken avı öldürmeyin. Sizden bile bile onu öldürene, ehli hayvanlardan öldürdüğü kadar olduğuna içinizden iki adil kimsenin hükmedeceği, Kabe’ye ulaşacak bir kurbanı ödeme, yahut düşkünlere yemek yedirme şeklinde keffaret ya da yaptığının ağırlığını tatmak üzere bunlara denk oruç tutma vardır. Allah geçmiştekileri affetmiştir, kim tekrar yaparsa Allah ondan öç alır. Allah Güçlü’dür, Öçalıcı’dır.[95]
وَلَا
يَحُضُّ
عَلٰى
طَعَامِ
الْمِسْك۪ينِۜ
«Yoksulun yiyeceği ile ilgilenmezdi.»[34]
وَلَا
تَحَٓاضُّونَ
عَلٰى
طَعَامِ
الْمِسْك۪ينِۙ
Yoksulu yedirmek konusunda birbirinize özenmiyorsunuz.[18]
وَلَا
يَحُضُّ
عَلٰى
طَعَامِ
الْمِسْك۪ينِۜ
Öksüzü kakıştıran, yoksulu doyurmaya yanaşmayan kimse işte odur.[2-3]
Yükleniyor...