ث م
338 kelime · i'rab ağacında: 61
Cümledeki kullanımı
Kökün kelimeleri cümlede hangi konumda geçiyor ve orada kimlerle ilişki kuruyor? Sayılar, kökün o ilişkide geçtiği kelime sayısıdır. Kelimeler, aynı kökten gelen bütün biçimleri temsil eder (gösterilen, en sık geçen biçimdir). Bir öğeye dokununca ayetler listelenir; o kelimenin kökünün haritasına geçer.
Muzâfun ileyh
13 ayet · ث م kelimesi koyu, ilişkili kelime açık tonda (renkler türü gösterir: isim, fiil, harf)
وَاِذْ
وٰعَدْنَا
مُوسٰٓى
اَرْبَع۪ينَ
لَيْلَةً
ثُمَّ
اتَّخَذْتُمُ
الْعِجْلَ
مِنْ
بَعْدِه۪
وَاَنْتُمْ
ظَالِمُونَ
Musa’ya kırk gece vade vermiştik. Sonra onun arkasından, kendinize yazık ederek, buzağıyı tanrı edinmiştiniz.[51]
وَاِذْ
اَخَذْنَا
م۪يثَاقَكُمْ
لَا
تَسْفِكُونَ
دِمَٓاءَكُمْ
وَلَا
تُخْرِجُونَ
اَنْفُسَكُمْ
مِنْ
دِيَارِكُمْ
ثُمَّ
اَقْرَرْتُمْ
وَاَنْتُمْ
تَشْهَدُونَ
Kanınızı dökmeyin, birbirinizi yurdunuzdan sürmeyin diye sizden söz almıştık, sonra bunu böylece kabul etmiştiniz, buna siz şahidsiniz.[84]
ثُمَّ
اَنْتُمْ
هٰٓؤُ۬لَٓاءِ
تَقْتُلُونَ
اَنْفُسَكُمْ
وَتُخْرِجُونَ
فَر۪يقاً
مِنْكُمْ
مِنْ
دِيَارِهِمْۘ
تَظَاهَرُونَ
عَلَيْهِمْ
بِالْاِثْمِ
وَالْعُدْوَانِۜ
وَاِنْ
يَأْتُوكُمْ
اُسَارٰى
تُفَادُوهُمْ
وَهُوَ
مُحَرَّمٌ
عَلَيْكُمْ
اِخْرَاجُهُمْۜ
اَفَتُؤْمِنُونَ
بِبَعْضِ
الْكِتَابِ
وَتَكْفُرُونَ
بِبَعْضٍۚ
فَمَا
جَزَٓاءُ
مَنْ
يَفْعَلُ
ذٰلِكَ
مِنْكُمْ
اِلَّا
خِزْيٌ
فِي
الْحَيٰوةِ
الدُّنْيَاۚ
وَيَوْمَ
الْقِيٰمَةِ
يُرَدُّونَ
اِلٰٓى
اَشَدِّ
الْعَذَابِۜ
وَمَا
اللّٰهُ
بِغَافِلٍ
عَمَّا
تَعْمَلُونَ
Sonra siz, birbirinizi öldüren, aranızdan bir takımı memleketlerinden süren, onlara karşı günah ve düşmanlıkta birleşen, onları çıkarmak haramken size esir olarak geldiklerinde fidyelerini vermeye kalkan kimselersiniz. Kitabın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Aranızda böyle yapanın cezası ancak dünya hayatında rezil olmaktır. Ahiret gününde de azabın en şiddetlisine onlar uğratılırlar. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.[85]
لَيْسَ
عَلَى
الَّذ۪ينَ
اٰمَنُوا
وَعَمِلُوا
الصَّالِحَاتِ
جُنَاحٌ
ف۪يمَا
طَعِمُٓوا
اِذَا
مَا
اتَّقَوْا
وَاٰمَنُوا
وَعَمِلُوا
الصَّالِحَاتِ
ثُمَّ
اتَّقَوْا
وَاٰمَنُوا
ثُمَّ
اتَّقَوْا
وَاَحْسَنُواۜ
وَاللّٰهُ
يُحِبُّ
الْمُحْسِن۪ينَ۟
İnananlara ve yararlı iş işleyenlere, -sakınırlar, inanırlar, yararlı işler işlerler, sonra haramdan sakınıp inanırlar ve sonra isyandan sakınıp iyilik yaparlarsa- daha önceleri tatmış olduklarından dolayı bir sorumluluk yoktur. Allah iyi davrananları sever.[93]
وَيَوْمَ
نَحْشُرُهُمْ
جَم۪يعاً
ثُمَّ
نَقُولُ
لِلَّذ۪ينَ
اَشْرَكُٓوا
اَيْنَ
شُرَكَٓاؤُ۬كُمُ
الَّذ۪ينَ
كُنْتُمْ
تَزْعُمُونَ
Bir gün hepsini toplarız, sonra ortak koşanlara, «İddia ettiğiniz ortaklarınız nerede?» deriz.[22]
ثُمَّ
لَمْ
تَكُنْ
فِتْنَتُهُمْ
اِلَّٓا
اَنْ
قَالُوا
وَاللّٰهِ
رَبِّنَا
مَا
كُنَّا
مُشْرِك۪ينَ
Sonra, «Rabbimiz Allah’a and olsun ki bizler ortak koşanlar değildik» demekten başka çare bulamazlar.[23]
لَقَدْ
نَصَرَكُمُ
اللّٰهُ
ف۪ي
مَوَاطِنَ
كَث۪يرَةٍۙ
وَيَوْمَ
حُنَيْنٍۙ
اِذْ
اَعْجَبَتْكُمْ
كَـثْرَتُكُمْ
فَلَمْ
تُغْنِ
عَنْكُمْ
شَيْـٔاً
وَضَاقَتْ
عَلَيْكُمُ
الْاَرْضُ
بِمَا
رَحُبَتْ
ثُمَّ
وَلَّيْتُمْ
مُدْبِر۪ينَۚ
And olsun ki Allah size birçok yerlerde, ve çokluğunuzun sizi böbürlendirdiği fakat bir faydası da olmadığı, yeryüzünün geniş olmasına rağmen size dar gelip de bozularak arkanıza döndüğünüz Huneyn gününde yardım etmişti.[25]
ثُمَّ
اَنْزَلَ
اللّٰهُ
سَك۪ينَتَهُ
عَلٰى
رَسُولِه۪
وَعَلَى
الْمُؤْمِن۪ينَ
وَاَنْزَلَ
جُنُوداً
لَمْ
تَرَوْهَا
وَعَذَّبَ
الَّذ۪ينَ
كَفَرُواۜ
وَذٰلِكَ
جَزَٓاءُ
الْكَافِر۪ينَ
Bozgundan sonra Allah, Peygamberine, müminlere güvenlik verdi ve görmediğiniz askerler indirdi; inkar edenleri azaba uğrattı. İnkarcıların cezası budur.[26]
وَعَلَى
الثَّلٰثَةِ
الَّذ۪ينَ
خُلِّفُواۜ
حَتّٰٓى
اِذَا
ضَاقَتْ
عَلَيْهِمُ
الْاَرْضُ
بِمَا
رَحُبَتْ
وَضَاقَتْ
عَلَيْهِمْ
اَنْفُسُهُمْ
وَظَنُّٓوا
اَنْ
لَا
مَلْجَأَ
مِنَ
اللّٰهِ
اِلَّٓا
اِلَيْهِۜ
ثُمَّ
تَابَ
عَلَيْهِمْ
لِيَتُوبُواۜ
اِنَّ
اللّٰهَ
هُوَ
التَّوَّابُ
الرَّح۪يمُ۟
Bütün genişliğine rağmen yer onlara dar gelerek nefisleri kendilerini sıkıştırıp, Allah’tan başka sığınacak kimse olmadığını anlayan, savaştan geri kalmış üç kişinin tevbesini de kabul etti. Allah, tevbe ettikleri için onların tevbesini kabul etmiştir. Çünkü O tevbeleri kabul eden, merhametli olandır.[118]
وَيَوْمَ
نَحْشُرُهُمْ
جَم۪يعاً
ثُمَّ
نَقُولُ
لِلَّذ۪ينَ
اَشْرَكُوا
مَكَانَكُمْ
اَنْتُمْ
وَشُرَكَٓاؤُ۬كُمْۚ
فَزَيَّلْنَا
بَيْنَهُمْ
وَقَالَ
شُرَكَٓاؤُ۬هُمْ
مَا
كُنْتُمْ
اِيَّانَا
تَعْبُدُونَ
Onların hepsini bir gün toplarız, sonra, puta tapanlara, «Siz ve putlarınız yerlerinize! deyip onları birbirlerinden ayırırız. Putları ise: «Bize tapmıyordunuz ki. Allah, sizinle bizim aramızda şahit olarak yeter. Sizin tapınmanızdan bizim haberimiz yoktu» derler.[28-29]
وَيَوْمَ
نَبْعَثُ
مِنْ
كُلِّ
اُمَّةٍ
شَه۪يداً
ثُمَّ
لَا
يُؤْذَنُ
لِلَّذ۪ينَ
كَفَرُوا
وَلَا
هُمْ
يُسْتَعْتَبُونَ
Kıyamet günü her ümmetten bir şahit getiririz; inkar edenlere itiraz için izin de verilmez, onların özürleri de dinlenmez.[84]
اِذْ
تَمْش۪ٓي
اُخْتُكَ
فَتَقُولُ
هَلْ
اَدُلُّكُمْ
عَلٰى
مَنْ
يَكْفُلُهُۜ
فَرَجَعْنَاكَ
اِلٰٓى
اُمِّكَ
كَيْ
تَقَرَّ
عَيْنُهَا
وَلَا
تَحْزَنَۜ
وَقَتَلْتَ
نَفْساً
فَنَجَّيْنَاكَ
مِنَ
الْغَمِّ
وَفَتَنَّاكَ
فُتُوناً۠
فَلَبِثْتَ
سِن۪ينَ
ف۪ٓي
اَهْلِ
مَدْيَنَ
ثُمَّ
جِئْتَ
عَلٰى
قَدَرٍ
يَا مُوسٰى
Kızkardeşin Firavun’un sarayına giderek: «Ona bakacak birini size göstereyim mi?» diyordu. Böylece, annen üzülmesin, sevinsin diye, seni ona iade etmiştik. Sen bir cana kıymıştın, seni üzüntüden kurtarmış ve seni birçok musibetlerle denemiştik. Bunun için, Medyen halkı arasında yıllarca kalmıştın. Sonra, ey Musa, peygamberlik görevini yüklenecek bir yaşa gelince dönüp geldin.[40]
Yükleniyor...