ه و
481 kelime · i'rab ağacında: 378
Cümledeki kullanımı
Kökün kelimeleri cümlede hangi konumda geçiyor ve orada kimlerle ilişki kuruyor? Sayılar, kökün o ilişkide geçtiği kelime sayısıdır. Kelimeler, aynı kökten gelen bütün biçimleri temsil eder (gösterilen, en sık geçen biçimdir). Bir öğeye dokununca ayetler listelenir; o kelimenin kökünün haritasına geçer.
Mübteda 376 ayetler
Haber 376 ayetler
الَّذِي
57
أَعْلَمُ
30
↗
الْعَزِيزُ
29
↗
خَيْرٌ
21
↗
الرَّحِيمُ
20
↗
الْحَكِيمُ
19
↗
كُلِّ
16
↗
اللَّهُ
12
↗
أَهْدَى
8
↗
مَوْلَى
8
↗
الْحَقُّ
8
↗
السَّمِيعُ
8
↗
+138 daha (daha az geçenler)
(شَيْءٌ)
gizli 7
الْغَفُورُ
7
↗
مُؤْمِنٌ
7
↗
(مُسْتَقِرٌّ)
gizli 6
رَبُّ
6
↗
(أَحَدٌ)
gizli 5
الْخَبِيرُ
5
↗
ضَلَالٍ
4
↗
كَاذِبٌ
4
↗
كَظِيمٌ
4
↗
الْآخِرَةِ
4
↗
cümle
3
الْعَظِيمُ
3
↗
الْعَلِيُّ
3
↗
عِنْدِ
3
↗
الْقَاهِرُ
3
↗
كَافِرٌ
3
↗
هَيِّنٌ
3
↗
مُحْسِنٌ
3
↗
يُحْيِي
3
↗
خَصِيمٌ
3
↗
أَشَدُّ
3
↗
شَرٌّ
3
↗
شِفَاءٌ
3
↗
مَا
2
يُطْعِمُ
2
↗
عِيشَةٍ
2
↗
الْغَنِيُّ
2
↗
الْفَضْلُ
2
↗
الْقَادِرُ
2
↗
أَقْرَبُ
2
↗
قَائِمٌ
2
↗
الْقَوِيُّ
2
↗
اللَّطِيفُ
2
↗
مُلِيمٌ
2
↗
الْمَسِيحُ
2
↗
آخِذٌ
2
↗
جَازٍ
2
↗
الْحَمِيدُ
2
↗
يُحَاوِرُ
2
↗
الْخَلَّاقُ
2
↗
ذُو
2
↗
أَسْرَعُ
2
↗
مُسْرِفٌ
2
↗
الْأَسْمَاءُ
2
↗
لَا
1
مَتَى
1
ظَالِمٌ
1
↗
الظَّاهِرُ
1
↗
عَدُوٌّ
1
↗
اسْتَعْمَرَ
1
↗
أَعْمَى
1
↗
الْفَتَّاحُ
1
↗
أَفْصَحُ
1
↗
يَفْصِلُ
1
↗
فَعَّالٌ
1
↗
الْفَوْزُ
1
↗
يَقْبَلُ
1
↗
قُرْآنٌ
1
↗
قَرِينٌ
1
↗
أَقْسَطُ
1
↗
الْقَصَصُ
1
↗
قَانِتٌ
1
↗
قَائِلُ
1
↗
الْكَبِيرُ
1
↗
الْأَبْتَرُ
1
↗
كُرْهٌ
1
↗
يَتَكَلَّمُ
1
↗
أَلَدُّ
1
↗
لَاقِي
1
↗
الْمَتِينُ
1
↗
الْمَجِيدُ
1
↗
مَهِينٌ
1
↗
يُمِيتُ
1
↗
نَبَأٌ
1
↗
أَنْشَأَ
1
↗
يُنْفِقُ
1
↗
نُورٍ
1
↗
الْبَصِيرُ
1
↗
يُوَجِّهْ
1
↗
الْوَاحِدُ
1
↗
الْوَدُودُ
1
↗
يَرِثُ
1
↗
يَصِلُ
1
↗
الْبَاطِنُ
1
↗
يَعِظُ
1
↗
وَاقِعٌ
1
↗
يَلِدْ
1
↗
يَوْمَ
1
↗
الْبَلَاءُ
1
↗
يَبُورُ
1
↗
التَّوَّابُ
1
↗
أُذُنٌ
1
↗
أَذًى
1
↗
اجْتَبَى
1
↗
جَعَلَ
1
↗
جَمْعِ
1
↗
جُنْدٌ
1
↗
جَنَّةٍ
1
↗
يُجَارُ
1
↗
حَسْبُ
1
↗
حَسِيرٌ
1
↗
يَحْشُرُ
1
↗
الْأُفُقِ
1
↗
خَادِعُ
1
↗
إِخْرَاجُ
1
↗
الْخُسْرَانُ
1
↗
يَخْشَى
1
↗
مُسْتَخْفٍ
1
↗
خَالِدٌ
1
↗
يُخْلِفُ
1
↗
يُدْرِكُ
1
↗
يُدْعَى
1
↗
أَدْنَى
1
↗
مَذْمُومٌ
1
↗
يَرَى
1
↗
رَابِعُ
1
↗
الرَّزَّاقُ
1
↗
أَهْلُ
1
↗
الْأَوَّلُ
1
↗
مُرْتَابٌ
1
↗
أَزْكَى
1
↗
آيَاتٌ
1
↗
زَاهِقٌ
1
↗
سَادِسُ
1
↗
سَارِبٌ
1
↗
سَقِيمٌ
1
↗
يَسْقِي
1
↗
شَاعِرٌ
1
↗
شِقَاقٍ
1
↗
شَهِيدٌ
1
↗
الصَّادِقِينَ
1
↗
صِرَاطٍ
1
↗
يُصَلِّي
1
↗
صَالِي
1
↗
كُمْ
zamir 1
هُمْ
zamir 1
هُوَ
zamir 1
Hâl 33 ayetler
Fiili 33 ayetler
يَعْمَلْ
5
↗
سَبَّحَ
3
↗
أَسْلَمَ
3
↗
أَبْغِي
2
↗
تُدْرِكُ
2
↗
تُفَادُوا
1
↗
افْتَرَى
1
↗
قَالَ
1
↗
كَتَبَ
1
↗
كَذَّبَ
1
↗
الْتَقَمَ
1
↗
نَبَذْنَا
1
↗
+11 daha (daha az geçenler)
Haber 13 ayetler
Mübteda Haber
342 ayet · ه و kelimesi koyu, ilişkili kelime açık tonda (renkler türü gösterir: isim, fiil, harf)
هُوَ
الَّذ۪ي
خَلَقَ
لَكُمْ
مَا
فِي
الْاَرْضِ
جَم۪يعاً
ثُمَّ
اسْتَوٰٓى
اِلَى
السَّمَٓاءِ
فَسَوّٰيهُنَّ
سَبْعَ
سَمٰوَاتٍۜ
وَهُوَ
بِكُلِّ
شَيْءٍ
عَل۪يمٌ۟
Yerde olanların hepsini; sizin için yaratan O’dur. Sonra, göğe doğru yönelerek yedi gök olarak onları düzenlemiştir. O her şeyi bilir.[29]
وَاِذْ
قُلْتُمْ
يَا مُوسٰى
لَنْ
نَصْبِرَ
عَلٰى
طَعَامٍ
وَاحِدٍ
فَادْعُ
لَنَا
رَبَّكَ
يُخْرِجْ
لَنَا
مِمَّا
تُنْبِتُ
الْاَرْضُ
مِنْ
بَقْلِهَا
وَقِثَّٓائِهَا
وَفُومِهَا
وَعَدَسِهَا
وَبَصَلِهَاۜ
قَالَ
اَتَسْتَبْدِلُونَ
الَّذ۪ي
هُوَ
اَدْنٰى
بِالَّذ۪ي
هُوَ
خَيْرٌۜ
اِهْبِطُوا
مِصْراً
فَاِنَّ
لَكُمْ
مَا
سَاَلْتُمْۜ
وَضُرِبَتْ
عَلَيْهِمُ
الذِّلَّةُ
وَالْمَسْكَنَةُ
وَبَٓاؤُ۫
بِغَضَبٍ
مِنَ
اللّٰهِۜ
ذٰلِكَ
بِاَنَّهُمْ
كَانُوا
يَكْفُرُونَ
بِاٰيَاتِ
اللّٰهِ
وَيَقْتُلُونَ
النَّبِيّ۪نَ
بِغَيْرِ
الْحَقِّۜ
ذٰلِكَ
بِمَا
عَصَوْا
وَكَانُوا
يَعْتَدُونَ۟
«Ey Musa! Bir çeşit yemeğe dayanamayacağız, bizim için Rabbine yalvar, bize, yerin bitirdiği sebze, hıyar, sarımsak, mercimek ve soğan yetiştirsin» demiştiniz de, «Hayırlı olanı daha düşük şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? Bir şehre inin, şüphesiz orada istediğiniz vardır» demişti. Onlara yoksulluk ve düşkünlük damgası vuruldu, Allah’ın gazabına uğradılar. Bu, Allah’ın ayetlerini inkar etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmelerindendi; bu, karşı gelmeleri ve taşkınlık yapmalarındandı.[61]
ثُمَّ
اَنْتُمْ
هٰٓؤُ۬لَٓاءِ
تَقْتُلُونَ
اَنْفُسَكُمْ
وَتُخْرِجُونَ
فَر۪يقاً
مِنْكُمْ
مِنْ
دِيَارِهِمْۘ
تَظَاهَرُونَ
عَلَيْهِمْ
بِالْاِثْمِ
وَالْعُدْوَانِۜ
وَاِنْ
يَأْتُوكُمْ
اُسَارٰى
تُفَادُوهُمْ
وَهُوَ
مُحَرَّمٌ
عَلَيْكُمْ
اِخْرَاجُهُمْۜ
اَفَتُؤْمِنُونَ
بِبَعْضِ
الْكِتَابِ
وَتَكْفُرُونَ
بِبَعْضٍۚ
فَمَا
جَزَٓاءُ
مَنْ
يَفْعَلُ
ذٰلِكَ
مِنْكُمْ
اِلَّا
خِزْيٌ
فِي
الْحَيٰوةِ
الدُّنْيَاۚ
وَيَوْمَ
الْقِيٰمَةِ
يُرَدُّونَ
اِلٰٓى
اَشَدِّ
الْعَذَابِۜ
وَمَا
اللّٰهُ
بِغَافِلٍ
عَمَّا
تَعْمَلُونَ
Sonra siz, birbirinizi öldüren, aranızdan bir takımı memleketlerinden süren, onlara karşı günah ve düşmanlıkta birleşen, onları çıkarmak haramken size esir olarak geldiklerinde fidyelerini vermeye kalkan kimselersiniz. Kitabın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Aranızda böyle yapanın cezası ancak dünya hayatında rezil olmaktır. Ahiret gününde de azabın en şiddetlisine onlar uğratılırlar. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.[85]
وَاِذَا
ق۪يلَ
لَهُمْ
اٰمِنُوا
بِمَٓا
اَنْزَلَ
اللّٰهُ
قَالُوا
نُؤْمِنُ
بِمَٓا
اُنْزِلَ
عَلَيْنَا
وَيَكْفُرُونَ
بِمَا
وَرَٓاءَهُ
وَهُوَ
الْحَقُّ
مُصَدِّقاً
لِمَا
مَعَهُمْۜ
قُلْ
فَلِمَ
تَقْتُلُونَ
اَنْبِيَٓاءَ
اللّٰهِ
مِنْ
قَبْلُ
اِنْ
كُنْتُمْ
مُؤْمِن۪ينَ
Onlara, «Allah’ın indirdiğine inanın» denildiğinde «Bize indirilene inanırız» deyip ondan sonra gelen Kuran’ı inkar ederler; halbuki o, ellerinde bulunan Tevrat’ı tasdik eden hak bir Kitap’dır. Onlara «Eğer inanıyor idiyseniz niçin daha önce Allah’ın peygamberlerini öldürüyordunuz?» diye sor.[91]
بَلٰى
مَنْ
اَسْلَمَ
وَجْهَهُ
لِلّٰهِ
وَهُوَ
مُحْسِنٌ
فَلَهُٓ
اَجْرُهُ
عِنْدَ
رَبِّه۪ۖ
وَلَا
خَوْفٌ
عَلَيْهِمْ
وَلَا
هُمْ
يَحْزَنُونَ۟
Hayır, öyle değil; iyilik yaparak kendini Allah’a veren kimsenin ecri Rabbi’nin katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.[112]
فَاِنْ
اٰمَنُوا
بِمِثْلِ
مَٓا
اٰمَنْتُمْ
بِه۪
فَقَدِ
اهْتَدَوْاۚ
وَاِنْ
تَوَلَّوْا
فَاِنَّمَا
هُمْ
ف۪ي
شِقَاقٍۚ
فَسَيَكْف۪يكَهُمُ
اللّٰهُۚ
وَهُوَ
السَّم۪يعُ
الْعَل۪يمُۜ
Sizin inandığınız gibi inanmış olsalar, doğru yolu bulmuş olurlar. Yüz çevirirlerse, şüphesiz onlar çıkmazdadırlar. Onlara karşı sana Allah yetecektir. O, işitir ve bilir.[137]
قُلْ
اَتُحَٓاجُّونَنَا
فِي
اللّٰهِ
وَهُوَ
رَبُّنَا
وَرَبُّكُمْۚ
وَلَـنَٓا
اَعْمَالُنَا
وَلَكُمْ
اَعْمَالُكُمْۚ
وَنَحْنُ
لَهُ
مُخْلِصُونَۙ
De ki: «Bizim ve sizin Rabbiniz olan Allah hakkında bize karşı hüccet mi gösteriyorsunuz? Bizim yaptıklarımız kendimize, sizin yaptıklarınız de kendinize aittir. Biz O’na karşı samimiyiz».[139]
وَلِكُلٍّ
وِجْهَةٌ
هُوَ
مُوَلّ۪يهَا
فَاسْتَبِقُوا
الْخَيْرَاتِۜ
اَيْنَ
مَا
تَكُونُوا
يَأْتِ
بِكُمُ
اللّٰهُ
جَم۪يعاًۜ
اِنَّ
اللّٰهَ
عَلٰى
كُلِّ
شَيْءٍ
قَد۪يرٌ
Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Hayırlı işlerde birbirinizle yarışın. Nerede olursanız olun Allah sizi bir araya toplar, Allah şüphesiz her şeye Kadir’dir.[148]
اَيَّاماً
مَعْدُودَاتٍۜ
فَمَنْ
كَانَ
مِنْكُمْ
مَر۪يضاً
اَوْ
عَلٰى
سَفَرٍ
فَعِدَّةٌ
مِنْ
اَيَّامٍ
اُخَرَۜ
وَعَلَى
الَّذ۪ينَ
يُط۪يقُونَهُ
فِدْيَةٌ
طَعَامُ
مِسْك۪ينٍۜ
فَمَنْ
تَطَوَّعَ
خَيْراً
فَهُوَ
خَيْرٌ
لَهُۜ
وَاَنْ
تَصُومُوا
خَيْرٌ
لَكُمْ
اِنْ
كُنْتُمْ
تَعْلَمُونَ
Ey İnananlar! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız diye, size sayılı günlerde farz kılındı. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca dayanamıyanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa o iyilik kendisinedir. Oruç tutmanız eğer bilirseniz sizin için hayırlıdır.[183-184]
وَمِنَ
النَّاسِ
مَنْ
يُعْجِبُكَ
قَوْلُهُ
فِي
الْحَيٰوةِ
الدُّنْيَا
وَيُشْهِدُ
اللّٰهَ
عَلٰى
مَا
ف۪ي
قَلْبِه۪ۙ
وَهُوَ
اَلَدُّ
الْخِصَامِ
Dünya hayatına dair konuşması senin hoşuna giden, pek azılı düşman iken, kalbinde olana Allah’ı şahid tutan, işbaşına geçince, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeğe çabalayan insanlar vardır. Allah bozgunculuğu sevmez.[204-205]
كُتِبَ
عَلَيْكُمُ
الْقِتَالُ
وَهُوَ
كُرْهٌ
لَكُمْۚ
وَعَسٰٓى
اَنْ
تَكْرَهُوا
شَيْـٔاً
وَهُوَ
خَيْرٌ
لَكُمْۚ
وَعَسٰٓى
اَنْ
تُحِبُّوا
شَيْـٔاً
وَهُوَ
شَرٌّ
لَكُمْۜ
وَاللّٰهُ
يَعْلَمُ
وَاَنْتُمْ
لَا
تَعْلَمُونَ۟
Savaş, hoşunuza gitmediği halde size farz kılındı. İhtimal ki hoşlanmadığınız şey sizin iyiliğinizedir ve ihtimal ki sevdiğiniz bir şey sizin kötülüğünüzedir. Siz bilmezsiniz, Allah bilir.[216]
يَسْـَٔلُونَكَ
عَنِ
الشَّهْرِ
الْحَرَامِ
قِتَالٍ
ف۪يهِۜ
قُلْ
قِتَالٌ
ف۪يهِ
كَب۪يرٌۜ
وَصَدٌّ
عَنْ
سَب۪يلِ
اللّٰهِ
وَكُفْرٌ
بِه۪
وَالْمَسْجِدِ
الْحَرَامِ
وَاِخْرَاجُ
اَهْلِه۪
مِنْهُ
اَكْبَرُ
عِنْدَ
اللّٰهِۚ
وَالْفِتْنَةُ
اَكْبَرُ
مِنَ
الْقَتْلِۜ
وَلَا
يَزَالُونَ
يُقَاتِلُونَكُمْ
حَتّٰى
يَرُدُّوكُمْ
عَنْ
د۪ينِكُمْ
اِنِ
اسْتَطَاعُواۜ
وَمَنْ
يَرْتَدِدْ
مِنْكُمْ
عَنْ
د۪ينِه۪
فَيَمُتْ
وَهُوَ
كَافِرٌ
فَاُو۬لٰٓئِكَ
حَبِطَتْ
اَعْمَالُهُمْ
فِي
الدُّنْيَا
وَالْاٰخِرَةِۚ
وَاُو۬لٰٓئِكَ
اَصْحَابُ
النَّارِۚ
هُمْ
ف۪يهَا
خَـالِدُونَ
Sana hürmet edilen ayı, o aydaki savaşı sorarlar. De ki: «O ayda savaşmak büyük suçtur. Allah yolundan alıkoymak, O’nu inkar etmek, Mescidi Haram’a engel olmak ve halkını oradan çıkarmak Allah katında daha büyük suçtur. Fitne çıkarmak ise öldürmekten daha büyüktür». Güçleri yeterse, dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşa devam ederler. İçinizden dininden dönüp kafir olarak ölen olursa, bunların işleri dünya ve ahirette boşa gitmiş olur. İşte cehennemlikler onlardır, onlar orada temellidirler.[217]
وَيَسْـَٔلُونَكَ
عَنِ
الْمَح۪يضِۜ
قُلْ
هُوَ
اَذًىۙ
فَاعْتَزِلُوا
النِّسَٓاءَ
فِي
الْمَح۪يضِۙ
وَلَا
تَقْرَبُوهُنَّ
حَتّٰى
يَطْهُرْنَۚ
فَاِذَا
تَطَهَّرْنَ
فَأْتُوهُنَّ
مِنْ
حَيْثُ
اَمَرَكُمُ
اللّٰهُۜ
اِنَّ
اللّٰهَ
يُحِبُّ
التَّوَّاب۪ينَ
وَيُحِبُّ
الْمُتَطَهِّر۪ينَ
Sana, kadınların aybaşı hali hakkında da sorarlar, de ki: «O bir ezadır (rahatsızlıktır)». Aybaşı halinde iken kadınlardan el çekin, temizlenmelerine kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri zaman, Allah’ın size buyurduğu yoldan yaklaşın. Allah şüphesiz daima tevbe edenleri sever, temizlenenleri de sever.[222]
اَللّٰهُ
لَٓا
اِلٰهَ
اِلَّا
هُوَۚ
اَلْحَيُّ
الْقَيُّومُۚ
لَا
تَأْخُذُهُ
سِنَةٌ
وَلَا
نَوْمٌۜ
لَهُ
مَا
فِي
السَّمٰوَاتِ
وَمَا
فِي
الْاَرْضِۜ
مَنْ
ذَا
الَّذ۪ي
يَشْفَعُ
عِنْدَهُٓ
اِلَّا
بِاِذْنِه۪ۜ
يَعْلَمُ
مَا
بَيْنَ
اَيْد۪يهِمْ
وَمَا
خَلْفَهُمْۚ
وَلَا
يُح۪يطُونَ
بِشَيْءٍ
مِنْ
عِلْمِه۪ٓ
اِلَّا
بِمَا
شَٓاءَۚ
وَسِعَ
كُرْسِيُّهُ
السَّمٰوَاتِ
وَالْاَرْضَۚ
وَلَا
يَؤُ۫دُهُ
حِفْظُهُمَاۚ
وَهُوَ
الْعَلِيُّ
الْعَظ۪يمُ
Allah, O’ndan başka tanrı olmayan, kendisini uyuklama ve uyku tutmayan, diri, her an yaratıklarını gözetip durandır. Göklerde olan ve yerde olan ancak O’nundur. O’nun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir? Onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir, dilediğinden başka ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar. Hükümranlığı gökleri ve yeri kaplamıştır, onların gözetilmesi O’na ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.[255]
اِنْ
تُبْدُوا
الصَّدَقَاتِ
فَنِعِمَّا
هِيَۚ
وَاِنْ
تُخْفُوهَا
وَتُؤْتُوهَا
الْفُقَـرَٓاءَ
فَهُوَ
خَيْرٌ
لَكُمْۜ
وَيُكَفِّرُ
عَنْكُمْ
مِنْ
سَيِّـَٔاتِكُمْۜ
وَاللّٰهُ
بِمَا
تَعْمَلُونَ
خَب۪يرٌ
Sadakaları açıkça verirseniz o ne güzel! Eğer onları yoksullara gizlice verirseniz sizin için daha iyidir. Allah onları kötülüklerinizden bir kısmına karşı tutar. Allah işlediklerinizden haberdardır.[271]
هُوَ
الَّذ۪ي
يُصَوِّرُكُمْ
فِي
الْاَرْحَامِ
كَيْفَ
يَشَٓاءُۜ
لَٓا
اِلٰهَ
اِلَّا
هُوَ
الْعَز۪يزُ
الْحَك۪يمُ
Ana rahminde sizi dilediği gibi şekillendiren O’dur. O’ndan başka tanrı yoktur, güçlüdür, Hakim’dir.[6]
هُوَ
الَّـذ۪ٓي
اَنْزَلَ
عَلَيْكَ
الْكِتَابَ
مِنْهُ
اٰيَاتٌ
مُحْكَمَاتٌ
هُنَّ
اُمُّ
الْكِتَابِ
وَاُخَرُ
مُتَشَابِهَاتٌۜ
فَاَمَّا
الَّذ۪ينَ
ف۪ي
قُلُوبِهِمْ
زَيْغٌ
فَيَتَّبِعُونَ
مَا
تَشَابَهَ
مِنْهُ
ابْتِغَٓاءَ
الْفِتْنَةِ
وَابْتِغَٓاءَ
تَأْو۪يلِه۪ۚ
وَمَا
يَعْلَمُ
تَأْو۪يلَهُٓ
اِلَّا
اللّٰهُۢ
وَالرَّاسِخُونَ
فِي
الْعِلْمِ
يَقُولُونَ
اٰمَنَّا
بِه۪ۙ
كُلٌّ
مِنْ
عِنْدِ
رَبِّنَاۚ
وَمَا
يَذَّكَّرُ
اِلَّٓا
اُو۬لُوا
الْاَلْبَابِ
Sana Kitap’ı indiren O’dur. Onda Kitap’ın temeli olan kesin anlamlı ayetler vardır, diğerleri de çeşitli anlamlıdırlar. Kalblerinde eğrilik olan kimseler, fitne çıkarmak, kendilerine göre yorumlamak için onların çeşitli anlamlı olanlarına uyarlar. Oysa onların yorumunu ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar: «Ona inandık, hepsi Rabbimiz’in katındandır» derler. Bunu ancak akıl sahipleri düşünür;[7]
فَتَقَبَّلَهَا
رَبُّهَا
بِقَبُولٍ
حَسَنٍ
وَاَنْبَتَهَا
نَبَاتاً
حَسَناًۙ
وَكَفَّلَهَا
زَكَرِيَّاۜ
كُلَّمَا
دَخَلَ
عَلَيْهَا
زَكَرِيَّا
الْمِحْرَابَۙ
وَجَدَ
عِنْدَهَا
رِزْقاًۚ
قَالَ
يَا مَرْيَمُ
اَنّٰى
لَكِ
هٰذَاۜ
قَالَتْ
هُوَ
مِنْ
عِنْدِ
اللّٰهِۜ
اِنَّ
اللّٰهَ
يَرْزُقُ
مَنْ
يَشَٓاءُ
بِغَيْرِ
حِسَابٍ
Rabbi onu güzel bir kabulle karşıladı, güzel bir bitki gibi yetiştirdi; onu Zekeriya’nın himayesine bıraktı. Zekeriya mabedde onun yanına her girişinde, yanında bir yiyecek bulurdu. «Ey Meryem! Bu sana nereden geldi?» demiş, o da: Bu, Allah’ın katındandır» cevabını vermişti. Doğrusu Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır.[37]
فَنَادَتْهُ
الْمَلٰٓئِكَةُ
وَهُوَ
قَٓائِمٌ
يُصَلّ۪ي
فِي
الْمِحْرَابِۙ
اَنَّ
اللّٰهَ
يُبَشِّرُكَ
بِيَحْيٰى
مُصَدِّقاً
بِكَلِمَةٍ
مِنَ
اللّٰهِ
وَسَيِّداً
وَحَصُوراً
وَنَبِياًّ
مِنَ
الصَّالِح۪ينَ
Mabedde namaz kılarken melekler ona seslendiler: «Allah sana Allah’ın emriyle (vücud bulan İsa’yı) tasdik eden, efendi, iffetli, iyilerden bir peygamber olarak Yahya’yı müjdeler».[39]
اِنَّ
هٰذَا
لَهُوَ
الْقَصَصُ
الْحَقُّۚ
وَمَا
مِنْ
اِلٰهٍ
اِلَّا
اللّٰهُۜ
وَاِنَّ
اللّٰهَ
لَهُوَ
الْعَز۪يزُ
الْحَك۪يمُ
Şüphesiz bu anlatılanlar gerçek olaylardır. Allah’tan başka tanrı yoktur. Doğrusu Allah güçlüdür, Hakim’dir.[62]
Yükleniyor...