ه ا

1197 kelime · i'rab ağacında: 1141

Cümledeki kullanımı

Kökün kelimeleri cümlede hangi konumda geçiyor ve orada kimlerle ilişki kuruyor? Sayılar, kökün o ilişkide geçtiği kelime sayısıdır. Kelimeler, aynı kökten gelen bütün biçimleri temsil eder (gösterilen, en sık geçen biçimdir). Bir öğeye dokununca ayetler listelenir; o kelimenin kökünün haritasına geçer.

Mecrur 542 ayetler
Harf-i cer 542 ayetler
فِي 245 مِنْ 93 بِ 81 عَلَى 51 لِ 46 عَنْ 24 إِلَى 4 أَجْرَ 1
أَجْرَ ile bağlandığı fiil
أُكُلَ 1
Muzâfun ileyh 316 ayetler
Muzâfı 316 ayetler
تَحْتِ 36 ↗ أَهْلِ 20 ↗ مَوْتِ 11 ↗ مِثْلَ 9 ↗ رَبِّ 9 ↗ عُرُوشِ 5 ↗ كُلَّ 5 ↗ وُسْعَ 5 ↗ عِلْمُ 4 ↗ أَلْوَانُ 4 ↗ بَعْدِ 4 ↗ بَعْضُ 4 ↗
+137 daha (daha az geçenler)
زَوْجَ 4 ↗ عِنْدَ 3 طَلْعُ 3 ↗ ظَهْرِ 3 ↗ عَذَابَ 3 ↗ بُطُونِ 3 ↗ أَجَلَ 3 ↗ أَبْوَابُ 3 ↗ مُتْرَفُونَ 3 ↗ أُكُلَ 3 ↗ خَزَنَةُ 3 ↗ أَمْرِ 3 ↗ إِيمَانُ 3 ↗ رِزْقُ 3 ↗ مُرْسَى 3 ↗ ضُحَا 3 ↗ بَعْدَ 2 بَيْنَ 2 أَطْرَافِ 2 ↗ ظِلُّ 2 ↗ عَرْضُ 2 ↗ عَالِيَ 2 ↗ عَيْنُ 2 ↗ غُرُوبِ 2 ↗ فَرْجَ 2 ↗ فَوْقِ 2 ↗ قَبْلِ 2 ↗ قُطُوفُ 2 ↗ قَائِلُ 2 ↗ قَوْمَ 2 ↗ مِزَاجُ 2 ↗ مَاءَ 2 ↗ نَفْسَ 2 ↗ وَجْهَ 2 ↗ وَقُودُ 2 ↗ مُوَاقِعُونَ 2 ↗ أُخْتَ 2 ↗ أَصْلُ 2 ↗ حَمْلَ 2 ↗ حَوْلَ 2 ↗ خِلَالَ 2 ↗ زِينَةَ 2 ↗ سَعْيَ 2 ↗ سَافِلَ 2 ↗ شَجَرَ 2 ↗ إِصْلَاحِ 2 ↗ حَوْلَ 1 خَلْفَ 1 عَلَى 1 فَوْقَ 1 مَعَ 1 طَغْوَا 1 ↗ عَدَسِ 1 ↗ عُقْبَا 1 ↗ مَعِيشَةَ 1 ↗ غُدُوُّ 1 ↗ غَزْلَ 1 ↗ غَيْرَ 1 ↗ فَتَى 1 ↗ فُجُورَ 1 ↗ فَرْعُ 1 ↗ فُومِ 1 ↗ قِثَّاءِ 1 ↗ قَدَرِ 1 ↗ مُسْتَقَرَّ 1 ↗ أَقْطَارِ 1 ↗ أَقْفَالُ 1 ↗ قَلْبِ 1 ↗ أَقْوَاتَ 1 ↗ كِتَابِ 1 ↗ كَسَادَ 1 ↗ أَكْمَامِ 1 ↗ لُحُومُ 1 ↗ لَيْلَ 1 ↗ امْرَأَةَ 1 ↗ مُنَزِّلُ 1 ↗ نُسْخَةِ 1 ↗ مَنَاكِبِ 1 ↗ مُنْتَهَى 1 ↗ مَنَامِ 1 ↗ هُدَى 1 ↗ مُهْلِكُونَ 1 ↗ أَبْصَارُ 1 ↗ بَصَلِ 1 ↗ أَوْبَارِ 1 ↗ مُسْتَوْدَعَ 1 ↗ وَارِدُ 1 ↗ أَوْزَارَ 1 ↗ وَقْتِ 1 ↗ تَقْوَى 1 ↗ تَوْكِيدِ 1 ↗ وَلَدِ 1 ↗ مُوَلِّي 1 ↗ يَدَيْنِ 1 ↗ بَعْلِ 1 ↗ بَقْلِ 1 ↗ ابْنَ 1 ↗ بَيْتِ 1 ↗ ثُبُوتِ 1 ↗ أَثْقَالَ 1 ↗ مُجْرِمِينَ 1 ↗ مَجْرَى 1 ↗ جُنُوبُ 1 ↗ جِيدِ 1 ↗ حَسِيسَ 1 ↗ أَحْسَنِ 1 ↗ مَحِلُّ 1 ↗ أَخْبَارَ 1 ↗ خَرَابِ 1 ↗ خِيفَةِ 1 ↗ أَدْبَارِ 1 ↗ دِمَاءُ 1 ↗ أُمِّ 1 ↗ دُونِ 1 ↗ ذُرِّيَّةَ 1 ↗ ذَرْعُ 1 ↗ ذِكْرَى 1 ↗ أَرْجَاءِ 1 ↗ رَدَّ 1 ↗ رَسُولُ 1 ↗ مَرْعَى 1 ↗ رَوَاحُ 1 ↗ زُخْرُفَ 1 ↗ زِلْزَالَ 1 ↗ آيَاتِ 1 ↗ زَيْتُ 1 ↗ سُرَادِقُ 1 ↗ سُقْيَا 1 ↗ سَمْكَ 1 ↗ سُهُولِ 1 ↗ سَيِّدَ 1 ↗ سِيرَةَ 1 ↗ أَشْرَاطُ 1 ↗ أَشْعَارِ 1 ↗ أَشْقَى 1 ↗ مُصِيبُ 1 ↗ أَصْوَافِ 1 ↗
Mef'ûlun bih 284 ayetler
Fiili 284 ayetler
تَرَوْا 13 ↗ جَعَلْنَا 12 ↗ يَدْخُلُونَ 12 ↗ أَتَى 11 ↗ خُذْ 8 ↗ جَاءَ 8 ↗ أُورِثْتُمْ 7 ↗ يَصْلَوْنَ 7 ↗ يُلَقَّى 6 ↗ يَبْغُونَ 5 ↗ نَتْلُو 5 ↗ أَكْتُبُ 4 ↗
+122 daha (daha az geçenler)
أَهْلَكْنَا 4 ↗ وَجَدَ 4 ↗ بَنَى 4 ↗ أَحْيَى 4 ↗ سَمَّيْتُمْ 4 ↗ يَعْلَمُ 3 ↗ تَغَشَّا 3 ↗ تَمَسُّوا 3 ↗ تَذَرُوا 3 ↗ وَضَعَ 3 ↗ اتَّبِعْ 3 ↗ حَمَلَ 3 ↗ رُدُّو 3 ↗ سَخَّرَ 3 ↗ سَوَّى 3 ↗ أَصَابَ 3 ↗ طَلَّقَ 2 ↗ عَرَّفَ 2 ↗ عَقَرُوا 2 ↗ عَمَرُوا 2 ↗ قَدَّرْنَا 2 ↗ أَكْفِلْ 2 ↗ تُبْدُونَ 2 ↗ مَدَدْنَا 2 ↗ نَسِيتَ 2 ↗ تَنْفَعُ 2 ↗ يُنْفِقُونَ 2 ↗ نَنْقُصُ 2 ↗ يَسْتَنْكِحَ 2 ↗ وَعَدَ 2 ↗ تَرَكْتُمْ 2 ↗ أَتَمَّ 2 ↗ جَلَّى 2 ↗ يَتَجَنَّبُ 2 ↗ تَحْسَبُ 2 ↗ اخْرُجْ 2 ↗ خَرَقَ 2 ↗ أُخْفِي 2 ↗ تَرْضَوْنَ 2 ↗ زَيَّنَّا 2 ↗ سَأَلَ 2 ↗ يَسْمَعْ 2 ↗ نَضْرِبُ 2 ↗ طَحَى 1 ↗ يَطْعَمُ 1 ↗ أَطْفَأَ 1 ↗ يَعْبُدُوا 1 ↗ تَعْتَدُّونَ 1 ↗ عَذَّبْنَا 1 ↗ يَعْقِلُ 1 ↗ نُعِيدُ 1 ↗ أُعِيذُ 1 ↗ أَعِيبَ 1 ↗ يُفَجِّرُونَ 1 ↗ فَرَضْنَا 1 ↗ أَفْسَدُوا 1 ↗ فَعَلْتُ 1 ↗ فَهَّمْنَا 1 ↗ تَقَبَّلَ 1 ↗ قَذَفْنَا 1 ↗ اقْتَرَفْتُمْ 1 ↗ قَضَى 1 ↗ قَالَ 1 ↗ يَكْتُمْ 1 ↗ نَكْسُو 1 ↗ تَلْبَسُونَ 1 ↗ أَلْهَمَ 1 ↗ ابْتَدَعُوا 1 ↗ نَبْرَأَ 1 ↗ تَمُنُّ 1 ↗ نَبَّأَ 1 ↗ أَنْبَتَ 1 ↗ نَبَذْتُ 1 ↗ نَادَى 1 ↗ نَزَعْنَا 1 ↗ أَنْزَلْنَا 1 ↗ يَنْسِفُ 1 ↗ أَنْشَأَ 1 ↗ نُنْشِزُ 1 ↗ أَنْعَمَ 1 ↗ يُنْكِرُونَ 1 ↗ تَبْسُطْ 1 ↗ بَشَّرْنَا 1 ↗ نُوحِي 1 ↗ وَرَدُوا 1 ↗ تَطَئُوا 1 ↗ تَعِيَ 1 ↗ اسْتَيْقَنَتْ 1 ↗ يُبَيِّنُ 1 ↗ اجْتَبَيْتَ 1 ↗ تُحِبُّونَ 1 ↗ حَرَّمَ 1 ↗ أَحْصَى 1 ↗ حَفِظْنَا 1 ↗ تَأْكُلُوا 1 ↗ يَخْشَى 1 ↗ تَسْتَخِفُّونَ 1 ↗ خَلَقَ 1 ↗ دَحَا 1 ↗ يَدْرُسُونَ 1 ↗ دَسَّا 1 ↗ دَمَّرْنَا 1 ↗ تُدِيرُونَ 1 ↗ نُدَاوِلُ 1 ↗ ذَبَحُوا 1 ↗ ذَلَّلْنَا 1 ↗ أَذَاقَ 1 ↗ تَرْجِعُونَ 1 ↗ تَرْجُو 1 ↗ يَرْزُقُ 1 ↗ أَرْسَى 1 ↗ رَعَوْا 1 ↗ رَفَعَ 1 ↗ تَرْكَبُوا 1 ↗ يَرْكُضُونَ 1 ↗ تَرْهَقُ 1 ↗ زَكَّا 1 ↗ زَوَّجْنَا 1 ↗ أَسَرَّ 1 ↗ شَغَفَ 1 ↗ لَيَصْرِمُنَّ 1 ↗ يُضَاعِفْ 1 ↗
Mef'ûlun fîh 104 ayetler
Fiili 104 ayetler
أَخْرَجْنَا 7 ↗ (اِسْتَقَرَّ) gizli 5 أَنْبَتْنَا 5 ↗ يَسْمَعُونَ 5 ↗ أُلْقُوا 4 ↗ يُذْكَرَ 4 ↗ يَغْنَوْا 3 ↗ يَمَسُّ 3 ↗ يَمُوتُ 3 ↗ بَارَكْنَا 3 ↗ جَعَلَ 3 ↗ يَعْرُجُ 2 ↗
+49 daha (daha az geçenler)
Haber 81 ayetler
Mef'ûlun bih (2.) 12 ayetler
Sıfat 11 ayetler
Fâil 3 ayetler
Mef'ûlun lieclih 2 ayetler
Mübdelün minh 2 ayetler
Nâib-i fâil 2 ayetler
Hâl 1 ayetler
Mevsûf 1 ayetler

Muzâfun ileyh

271 ayet · ه ا kelimesi koyu, ilişkili kelime açık tonda (renkler türü gösterir: isim, fiil, harf)

اَمَّنْ جَعَلَ الْاَرْضَ قَرَاراً وَجَعَلَ خِلَالَـهَٓا اَنْهَاراً وَجَعَلَ لَهَا رَوَاسِيَ وَجَعَلَ بَيْنَ الْبَحْرَيْنِ حَاجِزاًۜ ءَاِلٰهٌ مَعَ اللّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَۜ
Yoksa yeri, yaratıklarının oturmasına elverişli kılan ve aralarında ırmaklar meydana getiren, yeryüzüne sabit dağlar yerleştiren, iki deniz arasına engel koyan mı? Allah’ın yanında başka bir tanrı mı? Hayır; çoğu bilmezler.[61]
اِنَّ فِرْعَوْنَ عَلَا فِي الْاَرْضِ وَجَعَلَ اَهْلَهَا شِيَعاً يَسْتَضْعِفُ طَٓائِفَةً مِنْهُمْ يُذَبِّـحُ اَبْنَٓاءَهُمْ وَيَسْتَحْـي۪ نِسَٓاءَهُمْۜ اِنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُفْسِد۪ينَ
Firavun memleketin başına geçti ve halkını fırkalara ayırdı. İçlerinden bir topluluğu güçsüz bularak onların oğullarını boğazlıyor, kadınları sağ bırakıyordu; çünkü o, bozguncunun biriydi.[4]
وَاَصْبَحَ فُؤٰادُ اُمِّ مُوسٰى فَارِغاًۜ اِنْ كَادَتْ لَتُبْد۪ي بِه۪ لَوْلَٓا اَنْ رَبَطْنَا عَلٰى قَلْبِهَا لِتَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ
Musa’nın annesi, gönlü bomboş sabahı etti, oğlundan başka bir şey düşünemiyordu. Allah’ın vaadine iyice inanması için kalbini pekiştirmeseydik, neredeyse saraya alınan çocuğun kendi oğlu olduğunu açığa vuracaktı.[10]
فَرَدَدْنَاهُ اِلٰٓى اُمِّه۪ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَ وَلِتَعْلَمَ اَنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ۟
Böylece onu, annesinin gözü aydın olsun, üzülmesin, Allah’ın verdiği sözün gerçek olduğunu bilsin diye, ona geri çevirdik. Fakat çoğu bilmezler.[13]
وَدَخَلَ الْمَد۪ينَةَ عَلٰى ح۪ينِ غَفْلَةٍ مِنْ اَهْلِهَا فَوَجَدَ ف۪يهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِۘ هٰذَا مِنْ ش۪يعَتِه۪ وَهٰذَا مِنْ عَدُوِّه۪ۚ فَاسْتَغَاثَهُ الَّذ۪ي مِنْ ش۪يعَتِه۪ عَلَى الَّذ۪ي مِنْ عَدُوِّه۪ۙ فَوَكَزَهُ مُوسٰى فَقَضٰى عَلَيْهِۘ قَالَ هٰذَا مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِۜ اِنَّهُ عَدُوٌّ مُضِلٌّ مُب۪ينٌ
Musa, halkının haberi olmadığı bir zamanda, şehre girdi. Biri kendi adamlarından, diğeri de düşmanı olan iki adamı döğüşür buldu. Kendi tarafından olan kimse, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Musa, onun düşmanına bir yumruk vurdu; ölümüne sebep oldu. «Bu şeytanin işidir; çünkü o apaçık, saptıran bir düşmandır» dedi.[15]
وَكَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ بَطِرَتْ مَع۪يشَتَهَاۚ فَتِلْكَ مَسَاكِنُهُمْ لَمْ تُسْكَنْ مِنْ بَعْدِهِمْ اِلَّا قَل۪يلاًۜ وَكُنَّا نَحْنُ الْوَارِث۪ينَ
Nimet ve refaha karşı nankörlük eden nice şehri yok etmişizdir. İşte yerleri! Kendilerinden sonra pek az kimseler oturabilmiştir. Oralara Biz varis olmuşuzdur.[58]
وَمَا كَانَ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرٰى حَتّٰى يَبْعَثَ ف۪ٓي اُمِّهَا رَسُولاً يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِنَاۚ وَمَا كُنَّا مُهْلِكِي الْقُرٰٓى اِلَّا وَاَهْلُهَا ظَالِمُونَ
Rabbin şehirlerin anasına, onlara ayetlerimizi okuyacak bir peygamber göndermedikçe onları yok etmiş değildir. Zaten Biz yalnız, halkı zalim olan şehirleri yok etmişizdir.[59]
وَلَمَّا جَٓاءَتْ رُسُلُـنَٓا اِبْرٰه۪يمَ بِالْبُشْرٰىۙ قَالُٓوا اِنَّا مُهْلِكُٓوا اَهْلِ هٰذِهِ الْقَرْيَةِۚ اِنَّ اَهْلَهَا كَانُوا ظَالِم۪ينَۚ
Elçilerimiz İbrahim’e müjde ile geldiklerinde: «Biz şu kent halkını yok edeceğiz, çünkü oranın halkı zalim kimselerdir» dediler.[31]
وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُبَوِّئَنَّهُمْ مِنَ الْجَنَّةِ غُرَفاً تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ نِعْمَ اَجْرُ الْعَامِل۪ينَۗ
İnanıp yararlı iş işleyenleri, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetteki köşklere yerleştiririz. Sabredip, Rablerine güvenerek iş görenlerin ecri ne güzeldir![58-59]
وَكَاَيِّنْ مِنْ دَٓابَّةٍ لَا تَحْمِلُ رِزْقَهَاۗ اَللّٰهُ يَرْزُقُهَا وَاِيَّاكُمْۘ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ
Nice canlılar vardır ki, rızıklarını kendileri elde edemezler. Sizin de onların da rızkını Allah verir. O, işitir ve bilir.[60]
وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ نَزَّلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ مِنْ بَعْدِ مَوْتِهَا لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۜ قُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ۟
And olsun ki onlara: «Gökten su indirip onunla, ölümünden sonra yeri dirilten kimdir?» diye sorarsan, şüphesiz, «Allah’tır» derler. De ki: «Övülmek Allah içindir», fakat çoğu bunu akletmezler.[63]
يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَيُحْـيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ وَكَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ۟
O, ölüden diri çıkarır, diriden ölü çıkarır; yeryüzünü ölümünden sonra O canlandırır. Ey insanlar! İşte siz de böylece diriltileceksiniz.[19]
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ يُر۪يكُمُ الْبَرْقَ خَوْفاً وَطَمَعاً وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَيُحْـي۪ بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
Size korku ve ümit veren şimşeği göstermesi, gökten su indirip ölümünden sonra yeri onunla diriltmesi O’nun varlığının belgelerindendir. Bunlarda, düşünen millet için dersler vardır.[24]
فَانْظُرْ اِلٰٓى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللّٰهِ كَيْفَ يُحْـيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ اِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْـيِ الْمَوْتٰىۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ
Allah’ın rahmetinin belirtilerine bir bak, yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şüphesiz ölüleri O diriltir. O her şeye Kadir’dir.[50]
وَلَوْ شِئْنَا لَاٰتَيْنَا كُلَّ نَفْسٍ هُدٰيهَا وَلٰكِنْ حَقَّ الْقَوْلُ مِنّ۪ي لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ اَجْمَع۪ينَ
Biz dilesek herkese hidayet verirdik, fakat cehennemi tamamen cin ve insanlarla dolduracağıma dair Benden söz çıkmıştır.[13]
وَلَوْ دُخِلَتْ عَلَيْهِمْ مِنْ اَقْطَارِهَا ثُمَّ سُئِلُوا الْفِتْنَةَ لَاٰتَوْهَا وَمَا تَلَبَّثُوا بِهَٓا اِلَّا يَس۪يراً
Eğer Medine’nin etrafından üzerlerine varılmış olsa, sonra da kendilerinden fitne çıkarmaları istense hemen buna girişip derhal yapmaktan geri kalmazlardı.[14]
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لِاَزْوَاجِكَ اِنْ كُنْتُنَّ تُرِدْنَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا وَز۪ينَتَهَا فَتَعَالَيْنَ اُمَتِّعْكُنَّ وَاُسَرِّحْكُنَّ سَرَاحاً جَم۪يلاً
Ey Peygamber! Eşlerine şöyle söyle: «Eğer dünya hayatını ve süslerini istiyorsanız gelin size bağışta bulunayım ve güzellikle salıvereyim.»[28]
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ اِنَّٓا اَحْلَلْنَا لَكَ اَزْوَاجَكَ الّٰـت۪ٓي اٰتَيْتَ اُجُورَهُنَّ وَمَا مَلَكَتْ يَم۪ينُكَ مِمَّٓا اَفَٓاءَ اللّٰهُ عَلَيْكَ وَبَنَاتِ عَمِّكَ وَبَنَاتِ عَمَّاتِكَ وَبَنَاتِ خَالِكَ وَبَنَاتِ خَالَاتِكَ الّٰت۪ي هَاجَرْنَ مَعَكَۘ وَامْرَاَةً مُؤْمِنَةً اِنْ وَهَبَتْ نَفْسَهَا لِلنَّبِيِّ اِنْ اَرَادَ النَّبِيُّ اَنْ يَسْتَنْكِحَهَاۗ خَالِصَةً لَكَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۜ قَدْ عَلِمْنَا مَا فَرَضْنَا عَلَيْهِمْ ف۪ٓي اَزْوَاجِهِمْ وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ لِكَيْلَا يَكُونَ عَلَيْكَ حَرَجٌۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُوراً رَح۪يماً
Mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiği cariyeleri, seninle beraber hicret eden amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını, teyzelerinin kızlarını ve Peygamber nikahlanmayı dilediği takdirde müminlerden ayrı, sırf sana mahsus olmak üzere kendisinin mehrini Peygambere hibe eden mümin kadını almanı helal kılmışızdır. Bir zorluğa uğramaman için; müminlerin eşleri ve cariyeleri hakkında onların üzerine neyi farz kılmış olduğumuzu bildirmiştik. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.[50]
يَسْـَٔلُكَ النَّاسُ عَنِ السَّاعَةِۜ قُلْ اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ اللّٰهِۜ وَمَا يُدْر۪يكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ تَكُونُ قَر۪يباً
İnsanlar senden kıyametin zamanını soruyorlar; de ki: «Onun bilgisi ancak Allah katındadır; ne bilirsin, belki de zamanı yakındır.»[63]
وَلِسُلَيْمٰنَ الرّ۪يحَ غُدُوُّهَا شَهْرٌ وَرَوَاحُهَا شَهْرٌۚ وَاَسَلْنَا لَهُ عَيْنَ الْقِطْرِۜ وَمِنَ الْجِنِّ مَنْ يَعْمَلُ بَيْنَ يَدَيْهِ بِاِذْنِ رَبِّه۪ۜ وَمَنْ يَزِغْ مِنْهُمْ عَنْ اَمْرِنَا نُذِقْهُ مِنْ عَذَابِ السَّع۪يرِ
Gündüz estiğinde bir aylık mesafeye gidip, akşam da bir aylık mesafeden gelen rüzgarı Süleyman’ın buyruğu altına verdik. Onun için su gibi erimiş bakır akıttık. Rabbinin izniyle, yanında iş gören cinleri onun buyruğu altına verdik ki, bunlar içinde buyruğumuzdan çıkan olursa ona alevli ateşin azabını tattırırdık.[12]
Yükleniyor...