ن ف ع
50 kelime · i'rab ağacında: 50
Cümledeki kullanımı
Kökün kelimeleri cümlede hangi konumda geçiyor ve orada kimlerle ilişki kuruyor? Sayılar, kökün o ilişkide geçtiği kelime sayısıdır. Kelimeler, aynı kökten gelen bütün biçimleri temsil eder (gösterilen, en sık geçen biçimdir). Bir öğeye dokununca ayetler listelenir; o kelimenin kökünün haritasına geçer.
Fiil 31 ayetler
Fâil 31 ayetler
(هُوَ)
gizli 12
إِيمَانُ
4
↗
الشَّفَاعَةُ
4
↗
مَعْذِرَةُ
2
↗
الذِّكْرَى
2
↗
أَنْ
1
(هِيَ)
gizli 1
الْفِرَارُ
1
↗
مَالٌ
1
↗
نُصْحُ
1
↗
أَوْلَادُ
1
↗
بَنُونَ
1
↗
+3 daha (daha az geçenler)
Mef'ûlun bih 28 ayetler
كُمْ
zamir 6
هُمْ
zamir 5
نَا
zamir 3
الَّذِينَ
2
النَّاسَ
2
↗
هُ
zamir 2
هَا
zamir 2
(أَحَدًا)
gizli 1
الظَّالِمِينَ
1
↗
كَسَبَتْ
1
↗
نَفْسًا
1
↗
الْمُؤْمِنِينَ
1
↗
+2 daha (daha az geçenler)
Mübteda 8 ayetler
Fiil
31 ayet · ن ف ع kelimesi koyu, ilişkili kelime açık tonda (renkler türü gösterir: isim, fiil, harf)
قُلْ
يَوْمَ
الْفَتْحِ
لَا
يَنْفَعُ
الَّذ۪ينَ
كَفَرُٓوا
ا۪يمَانُهُمْ
وَلَا
هُمْ
يُنْظَرُونَ
De ki: «Hükmün verileceği gün inkarcılara ne inanmaları fayda verir ve ne de ertelenirler.»[29]
قُلْ
لَنْ
يَنْفَعَكُمُ
الْفِرَارُ
اِنْ
فَرَرْتُمْ
مِنَ
الْمَوْتِ
اَوِ
الْقَتْلِ
وَاِذاً
لَا
تُمَتَّعُونَ
اِلَّا
قَل۪يلاً
De ki: «Eğer ölümden yahut öldürülmekten kaçıyorsanız bilin ki, kaçmak size fayda vermeyecektir; kaçsanız bile az bir zamandan fazla yaşatılmazsınız.»[16]
وَلَا
تَنْفَعُ
الشَّفَاعَةُ
عِنْدَهُٓ
اِلَّا
لِمَنْ
اَذِنَ
لَهُۜ
حَتّٰٓى
اِذَا
فُزِّعَ
عَنْ
قُلُوبِهِمْ
قَالُوا
مَاذَاۙ
قَالَ
رَبُّكُمْۜ
قَالُوا
الْحَقَّۚ
وَهُوَ
الْعَلِيُّ
الْكَب۪يرُ
Allah’ın katında, kendisine izin verilenden başka kimse şefaat edemez. Sonunda, gönüllerindeki korku giderilince birbirlerine «Rabbiniz ne söyledi?» diye sorarlar; «Hak söyledi» derler. O, yücedir, büyüktür.[23]
يَوْمَ
لَا
يَنْفَعُ
الظَّالِم۪ينَ
مَعْذِرَتُهُمْ
وَلَهُمُ
اللَّعْنَةُ
وَلَهُمْ
سُٓوءُ
الدَّارِ
O gün zalimlere, özür beyan etmeleri fayda vermez. Lanet onlaradır. Yurdun kötüsü de onlaradır.[52]
فَلَمْ
يَكُ
يَنْفَعُهُمْ
ا۪يمَانُهُمْ
لَمَّا
رَاَوْا
بَأْسَنَاۜ
سُنَّتَ
اللّٰهِ
الَّت۪ي
قَدْ
خَلَتْ
ف۪ي
عِبَادِه۪ۚ
وَخَسِرَ
هُنَالِكَ
الْكَافِرُونَ
Ama, Bizim şiddetli azabımızı görüp de öyle inanmaları kendilerine fayda vermedi. Bu, Allah’ın kulları hakkında, öteden beri yürürlükte olan yasasıdır. İşte inkarcılar o zaman hüsranda kaldılar.[85]
وَلَنْ
يَنْفَعَكُمُ
الْيَوْمَ
اِذْ
ظَلَمْتُمْ
اَنَّكُمْ
فِي
الْعَذَابِ
مُشْتَرِكُونَ
Sonunda Bize gelince arkadaşına: «Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arasındaki kadar uzaklık olsaydı, sen ne kötü arkadaş imişsin!» der. Nedametin bugün size hiç faydası dokunmaz; zira haksızlık etmiştiniz, şimdi azabda ortaksınız.[38-39]
وَذَكِّرْ
فَاِنَّ
الذِّكْرٰى
تَنْفَعُ
الْمُؤْمِن۪ينَ
Öğüt ver; doğrusu öğüt inananlara fayda verir.[55]
لَنْ
تَنْفَعَكُمْ
اَرْحَامُكُمْ
وَلَٓا
اَوْلَادُكُمْۚۛ
يَوْمَ
الْقِيٰمَةِۚۛ
يَفْصِلُ
بَيْنَكُمْۜ
وَاللّٰهُ
بِمَا
تَعْمَلُونَ
بَص۪يرٌ
Yakınlarınız ve çocuklarınız size kıyamet gününde bir fayda veremezler. Allah onlarla sizi ayırır. Allah işlediklerinizi görendir.[3]
فَمَا
تَنْفَعُهُمْ
شَفَاعَةُ
الشَّافِع۪ينَۜ
Artık onlara, şefaatçilerin şefaati fayda vermez.[48]
اَوْ
يَذَّكَّرُ
فَتَنْفَعَهُ
الذِّكْرٰىۜ
Yahut öğüt alacaktı da bu öğüt kendisine fayda verecekti.[4]
فَذَكِّرْ
اِنْ
نَفَعَتِ
الذِّكْرٰىۜ
Faydalı olacaksa insanlara öğüt ver.[9]
Yükleniyor...