م ا ذ ا
26 kelime · i'rab ağacında: 18
Cümledeki kullanımı
Kökün kelimeleri cümlede hangi konumda geçiyor ve orada kimlerle ilişki kuruyor? Sayılar, kökün o ilişkide geçtiği kelime sayısıdır. Kelimeler, aynı kökten gelen bütün biçimleri temsil eder (gösterilen, en sık geçen biçimdir). Bir öğeye dokununca ayetler listelenir; o kelimenin kökünün haritasına geçer.
Mef'ûlun bih Fiili ق و ل
9 ayet · م ا ذ ا kelimesi koyu, ilişkili kelime açık tonda (renkler türü gösterir: isim, fiil, harf)
اِنَّ
اللّٰهَ
لَا
يَسْتَحْـي۪ٓ
اَنْ
يَضْرِبَ
مَثَلاً
مَا
بَعُوضَةً
فَمَا
فَوْقَهَاۜ
فَاَمَّا
الَّذ۪ينَ
اٰمَنُوا
فَيَعْلَمُونَ
اَنَّهُ
الْحَقُّ
مِنْ
رَبِّهِمْۚ
وَاَمَّا
الَّذ۪ينَ
كَفَرُوا
فَيَقُولُونَ
مَاذَٓا
اَرَادَ
اللّٰهُ
بِهٰذَا
مَثَلاًۢ
يُضِلُّ
بِه۪
كَث۪يراً
وَيَهْد۪ي
بِه۪
كَث۪يراًۜ
وَمَا
يُضِلُّ
بِه۪ٓ
اِلَّا
الْفَاسِق۪ينَۙ
Allah sivrisineği ve onun üstününü misal olarak vermekten çekinmez. İnananlar bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu bilirler. İnkar edenler ise «Allah bu misalle neyi murad etti?» derler, O, bu misalle birçoğunu saptırır, birçoğunu da yola getirir. Onunla saptırdığı yalnız fasıklardır ki onlar Allah’la yapılan sözleşmeyi kabulden sonra bozarlar. Allah’ın birleştirilmesini buyurduğu şeyi ayırırlar ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar; zarara uğrayanlar işte onlardır.[26-27]
يَوْمَ
يَجْمَعُ
اللّٰهُ
الرُّسُلَ
فَيَقُولُ
مَاذَٓا
اُجِبْتُمْۜ
قَالُوا
لَا
عِلْمَ
لَنَاۜ
اِنَّكَ
اَنْتَ
عَلَّامُ
الْغُيُوبِ
Allah peygamberleri topladığı gün, «Size ne cevap verildi?» der; onlar, «Bizim bir bildiğimiz yoktur, doğrusu görülmeyenleri bilen ancak Sen’sin» derler.[109]
قَالُوا
وَاَقْبَلُوا
عَلَيْهِمْ
مَاذَا
تَفْقِدُونَ
Geri dönerek, «Ne kaybettiniz?» dediler.[71]
يُر۪يدُ
اَنْ
يُخْرِجَكُمْ
مِنْ
اَرْضِكُمْ
بِسِحْرِه۪ۗ
فَمَاذَا
تَأْمُرُونَ
Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: «Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?» dedi.[34-35]
وَيَوْمَ
يُنَاد۪يهِمْ
فَيَقُولُ
مَاذَٓا
اَجَبْتُمُ
الْمُرْسَل۪ينَ
O gün Allah onlara seslenir: «Peygamberlere ne cevap verdiniz?» der.[65]
وَلَا
تَنْفَعُ
الشَّفَاعَةُ
عِنْدَهُٓ
اِلَّا
لِمَنْ
اَذِنَ
لَهُۜ
حَتّٰٓى
اِذَا
فُزِّعَ
عَنْ
قُلُوبِهِمْ
قَالُوا
مَاذَاۙ
قَالَ
رَبُّكُمْۜ
قَالُوا
الْحَقَّۚ
وَهُوَ
الْعَلِيُّ
الْكَب۪يرُ
Allah’ın katında, kendisine izin verilenden başka kimse şefaat edemez. Sonunda, gönüllerindeki korku giderilince birbirlerine «Rabbiniz ne söyledi?» diye sorarlar; «Hak söyledi» derler. O, yücedir, büyüktür.[23]
اِذْ
قَالَ
لِاَب۪يهِ
وَقَوْمِه۪
مَاذَا
تَعْبُدُونَۚ
İbrahim babasına ve milletine şöyle demişti: «Nelere kulluk ediyorsunuz?»[85]
وَمِنْهُمْ
مَنْ
يَسْتَمِــعُ
اِلَيْكَۚ
حَتّٰٓى
اِذَا
خَرَجُوا
مِنْ
عِنْدِكَ
قَالُوا
لِلَّذ۪ينَ
اُو۫تُوا
الْعِلْمَ
مَاذَا
قَالَ
اٰنِفاً۠
اُو۬لٰٓئِكَ
الَّذ۪ينَ
طَبَعَ
اللّٰهُ
عَلٰى
قُلُوبِهِمْ
وَاتَّبَعُٓوا
اَهْوَٓاءَهُمْ
Onların içinde seni dinleyenler vardır; sonra senin yanından çıkınca, bilgili kimselere «Az önce ne demişti?» diye sorarlar. İşte bunlar, Allah’ın kalblerini mühürlemiş olduğu, kendi heveslerine uyan kimselerdir.[16]
وَمَا
جَعَلْنَٓا
اَصْحَابَ
النَّارِ
اِلَّا
مَلٰٓئِكَةًۖ
وَمَا
جَعَلْنَا
عِدَّتَهُمْ
اِلَّا
فِتْنَةً
لِلَّذ۪ينَ
كَـفَرُواۙ
لِيَسْتَيْقِنَ
الَّذ۪ينَ
اُو۫تُوا
الْـكِتَابَ
وَيَزْدَادَ
الَّذ۪ينَ
اٰمَنُٓوا
ا۪يمَاناً
وَلَا
يَرْتَابَ
الَّذ۪ينَ
اُو۫تُوا
الْـكِتَابَ
وَالْمُؤْمِنُونَۙ
وَلِيَقُولَ
الَّذ۪ينَ
ف۪ي
قُلُوبِهِمْ
مَرَضٌ
وَالْـكَافِرُونَ
مَاذَٓا
اَرَادَ
اللّٰهُ
بِهٰذَا
مَثَلاًۜ
كَذٰلِكَ
يُضِلُّ
اللّٰهُ
مَنْ
يَشَٓاءُ
وَيَـهْد۪ي
مَنْ
يَشَٓاءُۜ
وَمَا
يَعْلَمُ
جُنُودَ
رَبِّكَ
اِلَّا
هُوَۜ
وَمَا
هِيَ
اِلَّا
ذِكْرٰى
لِلْبَشَرِ۟
Cehennemin bekçilerini yalnız meleklerden kılmışızdır. Sayılarını bildirmekle de, ancak inkar edenlerin denenmesini ve kendilerine kitap verilenlerin kesin bilgi edinmesini ve inananların da imanlarının artmasını sağladık. Kendilerine kitap verilenler ve inananlar şüpheye düşmesinler. Kalblerinde hastalık bulunanlar ve inkarcılar: «Allah bu misalle neyi muradetti?» desinler. İşte Allah, böylece, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola eriştirir. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilmez. Bu, insanoğluna bir öğütten ibarettir.[31]
Yükleniyor...