ا ذ
220ayette
239kez geçiyor
50/114surede
1farklı kelime
Mekkî / Medenî
Mekkî %56 · Medenî %44
İlk inen ayet (nüzul sırasıyla)
Kalem 17
2. inen sure
En çok geçtiği sure
Bakara
29 kez
Kelime ailesi
Bu kökten türeyen farklı kelimeler. Tıklayınca geçtiği ayetler listelenir.
Anlam yelpazesi
Kökün kelimelerinin Türkçe karşılıkları.
Kavram ağı
Aynı ayette en çok birlikte geçtiği kökler (ayet sayısı). Tıklayınca ortak ayetler listelenir.
Sure dağılımı
Her kutu bir sure; renk koyulaştıkça o surede daha çok geçiyor. Mekkî Medenî
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
Vahiy sürecinde kullanım
Sureler iniş sırasıyla soldan sağa: ilk inen Alak'tan son inen sureye. Kavramın hangi dönemde öne çıktığını gösterir.
← ilk inenson inen →
Ayetler
+ ك و ن ile birlikte ✕ Süzgeci kaldır
59 ayet
Renkler türü, ton kökü gösterir — ا ذ: koyu (isim, fiil) · ك و ن: açık (isim, fiil)
فَمَا
كَانَ
دَعْوٰيهُمْ
اِذْ
جَٓاءَهُمْ
بَأْسُنَٓا
اِلَّٓا
اَنْ
قَالُٓوا
اِنَّا
كُنَّا
ظَالِم۪ينَ
Baskınımıza uğradıklarında, sözleri, «Gerçekten biz haksızdık» demekten ibaret kalmıştır.[5]
وَلَا
تَقْعُدُوا
بِكُلِّ
صِرَاطٍ
تُوعِدُونَ
وَتَصُدُّونَ
عَنْ
سَب۪يلِ
اللّٰهِ
مَنْ
اٰمَنَ
بِه۪
وَتَبْغُونَهَا
عِوَجاًۚ
وَاذْكُرُٓوا
اِذْ
كُنْتُمْ
قَل۪يلاً
فَكَثَّرَكُمْۖ
وَانْظُرُوا
كَيْفَ
كَانَ
عَاقِبَةُ
الْمُفْسِد۪ينَ
«Allah’a inananları yolundan alıkoyup ve o yolun eğriliğini dileyerek tehdit edip her yolda pusu kurup oturmayın. Azken, Allah’ın sizi çoğalttığını hatırlayın; bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bakın.»[86]
قَدِ
افْتَرَيْنَا
عَلَى
اللّٰهِ
كَذِباً
اِنْ
عُدْنَا
ف۪ي
مِلَّتِكُمْ
بَعْدَ
اِذْ
نَجّٰينَا
اللّٰهُ
مِنْهَاۜ
وَمَا
يَكُونُ
لَـنَٓا
اَنْ
نَعُودَ
ف۪يهَٓا
اِلَّٓا
اَنْ
يَشَٓاءَ
اللّٰهُ
رَبُّنَاۜ
وَسِعَ
رَبُّنَا
كُلَّ
شَيْءٍ
عِلْماًۜ
عَلَى
اللّٰهِ
تَوَكَّلْنَاۜ
رَبَّـنَا
افْتَحْ
بَيْنَنَا
وَبَيْنَ
قَوْمِنَا
بِالْحَقِّ
وَاَنْتَ
خَيْرُ
الْفَاتِح۪ينَ
Milletinin büyüklük taslayan ileri gelenleri, «Ey Şuayb! Ya dinimize dönersiniz ya da, and olsun ki seni ve inananları seninle beraber kentimizden çıkarırız» dediler. Şuayb, onlara: «İstemezsek de mi? Allah bizi dininizden kurtardıktan sonra ona dönecek olursak, doğrusu Allah’a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimizin dilemesi bir yana, dininize dönmek bize yakışmaz. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz yalnız Allah’a güvendik. Rabbimiz! Bizimle milletimiz arasında hak ile Sen hüküm ver, Sen hükmedenlerin en hayırlısısın» dedi.[88-89]
وَقَطَّعْنَاهُمُ
اثْنَتَيْ
عَشْرَةَ
اَسْبَاطاً
اُمَماًۜ
وَاَوْحَيْنَٓا
اِلٰى
مُوسٰٓى
اِذِ
اسْتَسْقٰيهُ
قَوْمُهُٓ
اَنِ
اضْرِبْ
بِعَصَاكَ
الْحَجَرَۚ
فَانْبَجَسَتْ
مِنْهُ
اثْنَتَا
عَشْرَةَ
عَيْناًۜ
قَدْ
عَلِمَ
كُلُّ
اُنَاسٍ
مَشْرَبَهُمْۜ
وَظَلَّلْنَا
عَلَيْهِمُ
الْغَمَامَ
وَاَنْزَلْنَا
عَلَيْهِمُ
الْمَنَّ
وَالسَّلْوٰىۜ
كُلُوا
مِنْ
طَيِّبَاتِ
مَا
رَزَقْنَاكُمْۜ
وَمَا
ظَلَمُونَا
وَلٰكِنْ
كَانُٓوا
اَنْفُسَهُمْ
يَظْلِمُونَ
Biz İsrailoğullarını oymaklar halinde on iki topluluğa ayırdık. Milleti Musa’dan su isteyince ona: «Asanla taşa vur» diye bildirdik; ondan on iki pınar fışkırdı. Herkes içeceği yeri öğrendi. Bulutla üzerlerine gölge yaptık, onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik, «Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin» dedik. Onlar, karşı gelmekle, Bize değil kendilerine zulmediyorlardı.[160]
وَسْـَٔلْهُمْ
عَنِ
الْقَرْيَةِ
الَّت۪ي
كَانَتْ
حَاضِرَةَ
الْبَحْرِۢ
اِذْ
يَعْدُونَ
فِي
السَّبْتِ
اِذْ
تَأْت۪يهِمْ
ح۪يتَانُهُمْ
يَوْمَ
سَبْتِهِمْ
شُرَّعاً
وَيَوْمَ
لَا
يَسْبِتُونَۙ
لَا
تَأْت۪يهِمْۚ
كَذٰلِكَ
نَبْلُوهُمْ
بِمَا
كَانُوا
يَفْسُقُونَ
Onlara, deniz kıyısındaki kasabanın durumunu sor. Cumartesi yasaklarına tecavüz ediyorlardı. Cumartesileri balıklar sürüyle geliyor, başka günler gelmiyorlardı. Biz onları, yoldan çıkmaları sebebiyle böylece deniyorduk.[163]
وَاِذْ
اَخَذَ
رَبُّكَ
مِنْ
بَن۪ٓي
اٰدَمَ
مِنْ
ظُهُورِهِمْ
ذُرِّيَّتَهُمْ
وَاَشْهَدَهُمْ
عَلٰٓى
اَنْفُسِهِمْۚ
اَلَسْتُ
بِرَبِّكُمْۜ
قَالُوا
بَلٰىۚۛ
شَهِدْنَاۚۛ
اَنْ
تَقُولُوا
يَوْمَ
الْقِيٰمَةِ
اِنَّا
كُنَّا
عَنْ
هٰذَا
غَافِل۪ينَۙ
Rabbin, insanoğlunun sulbünden soyunu alıp devam ettirmiş, onlara: «Ben sizin Rabbiniz değil miyim» demiş ve buna kendilerini şahit tutmuştu. Onlar da: «Evet şahidiz» demişlerdi. Bu, kıyamet günü, «Bizim bundan haberimiz yoktu» dersiniz veya «Daha önce babalarımız Allah’a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir soyuz, bizi, boşa çalışanların yaptıklarından ötürü yok eder misin?» dersiniz diyedir.[172-173]
وَاِذْ
يَعِدُكُمُ
اللّٰهُ
اِحْدَى
الطَّٓائِفَتَيْنِ
اَنَّهَا
لَكُمْ
وَتَوَدُّونَ
اَنَّ
غَيْرَ
ذَاتِ
الشَّوْكَةِ
تَكُونُ
لَكُمْ
وَيُر۪يدُ
اللّٰهُ
اَنْ
يُحِقَّ
الْحَقَّ
بِكَلِمَاتِه۪
وَيَقْطَعَ
دَابِرَ
الْكَافِر۪ينَۙ
Allah bu iki taifeden birini size vadetmişti; siz, kuvvetsiz olanın size düşmesini istiyordunuz. Oysa, suçluların hoşuna gitmese de, hakkı ortaya çıkarmak ve batılı tepelemek için, Allah sözleriyle hakkı ortaya koymak ve inkarcıların kökünü kesmek istiyordu.[7-8]
وَاِذْ
قَالُوا
اللّٰهُمَّ
اِنْ
كَانَ
هٰذَا
هُوَ
الْحَقَّ
مِنْ
عِنْدِكَ
فَاَمْطِرْ
عَلَيْنَا
حِجَارَةً
مِنَ
السَّمَٓاءِ
اَوِ
ائْتِنَا
بِعَذَابٍ
اَل۪يمٍ
«Allah’ımız! Eğer bu Kitap, gerçekten Senin katından ise bize gökten taş yağdır veya can yakıcı bir azab ver» demişlerdi.[32]
اِذْ
اَنْتُمْ
بِالْعُدْوَةِ
الدُّنْيَا
وَهُمْ
بِالْعُدْوَةِ
الْقُصْوٰى
وَالرَّكْبُ
اَسْفَلَ
مِنْكُمْۜ
وَلَوْ
تَوَاعَدْتُمْ
لَاخْتَلَفْتُمْ
فِي
الْم۪يعَادِۙ
وَلٰكِنْ
لِيَقْضِيَ
اللّٰهُ
اَمْراً
كَانَ
مَفْعُولاًۙ
لِيَهْلِكَ
مَنْ
هَلَكَ
عَنْ
بَيِّنَةٍ
وَيَحْيٰى
مَنْ
حَيَّ
عَنْ
بَيِّنَةٍۜ
وَاِنَّ
اللّٰهَ
لَسَم۪يعٌ
عَل۪يمٌۙ
Siz vadiye en yakın ve onlar da en uzak yamaçta idiler; kervanın süvarileri sizden daha aşağıdaydı. Savaş için buluşmak üzere sözleşmeye kalksaydınız, vaktini tayinde anlaşmazlığa düşerdiniz; fakat Allah mahvolan, apaçık belgeden ötürü mahvolsun, yaşayan da apaçık belgeden ötürü yaşasın diye olacak işi yaptı. Doğrusu Allah işitir ve bilir.[42]
وَاِذْ
يُر۪يكُمُوهُمْ
اِذِ
الْتَقَيْتُمْ
ف۪ٓي
اَعْيُنِكُمْ
قَل۪يلاً
وَيُقَلِّلُكُمْ
ف۪ٓي
اَعْيُنِهِمْ
لِيَقْضِيَ
اللّٰهُ
اَمْراً
كَانَ
مَفْعُولاًۜ
وَاِلَى
اللّٰهِ
تُرْجَعُ
الْاُمُورُ۟
Karşılaştığınızda, olacak işi oldurmak için, onları gözlerinize az gösteriyor ve sizi de onların gözünde azaltıyordu. Bütün işler dönüp Allah’a varır.[44]
وَمَا
كَانَ
اللّٰهُ
لِيُضِلَّ
قَوْماً
بَعْدَ
اِذْ
هَدٰيهُمْ
حَتّٰى
يُبَيِّنَ
لَهُمْ
مَا
يَتَّقُونَۜ
اِنَّ
اللّٰهَ
بِكُلِّ
شَيْءٍ
عَل۪يمٌ
Allah, bir milleti doğru yola eriştirdikten sonra, sakınacakları şeyleri onlara açıklamadıkça, sapıklığa düşürmez. Allah şüphesiz her şeyi bilir.[115]
وَمَا
تَكُونُ
ف۪ي
شَأْنٍ
وَمَا
تَتْلُوا
مِنْهُ
مِنْ
قُرْاٰنٍ
وَلَا
تَعْمَلُونَ
مِنْ
عَمَلٍ
اِلَّا
كُنَّا
عَلَيْكُمْ
شُهُوداً
اِذْ
تُف۪يضُونَ
ف۪يهِۜ
وَمَا
يَعْزُبُ
عَنْ
رَبِّكَ
مِنْ
مِثْقَالِ
ذَرَّةٍ
فِي
الْاَرْضِ
وَلَا
فِي
السَّمَٓاءِ
وَلَٓا
اَصْغَرَ
مِنْ
ذٰلِكَ
وَلَٓا
اَكْبَرَ
اِلَّا
ف۪ي
كِتَابٍ
مُب۪ينٍ
Ne iş yaparsan yap ve sizler ona dair Kuran’dan ne okursanız okuyun; ne yaparsanız yapın; yaptıklarınıza daldığınız anda, mutlaka Biz sizi görürüz. Yerde ve gökte hiçbir zerre Rabbinden gizli değildir. Bundan daha küçüğü veya daha büyüğü şüphesiz apaçık bir Kitap’dadır.[61]
وَاتْلُ
عَلَيْهِمْ
نَبَاَ
نُوحٍۢ
اِذْ
قَالَ
لِقَوْمِه۪
يَا قَوْمِ
اِنْ
كَانَ
كَبُرَ
عَلَيْكُمْ
مَقَام۪ي
وَتَذْك۪ير۪ي
بِاٰيَاتِ
اللّٰهِ
فَعَلَى
اللّٰهِ
تَوَكَّلْتُ
فَاَجْمِعُٓوا
اَمْرَكُمْ
وَشُرَكَٓاءَكُمْ
ثُمَّ
لَا
يَكُنْ
اَمْرُكُمْ
عَلَيْكُمْ
غُمَّةً
ثُمَّ
اقْضُٓوا
اِلَيَّ
وَلَا
تُنْظِرُونِ
Onlara Nuh’un başından geçenleri anlat: Milletine, «Ey milletim! Eğer durumum, Allah’ın ayetlerini hatırlatmam size ağır geliyorsa ki ben Allah’a güvenmişimdir siz ve koştuğunuz ortaklar elbirliği edin; yapacağınız iş sonra size bir tasa vermesin. Sonra onu bana uygulayın ve beni ertelemeyin» demişti.[71]
ذٰلِكَ
مِنْ
اَنْبَٓاءِ
الْغَيْبِ
نُوح۪يهِ
اِلَيْكَۚ
وَمَا
كُنْتَ
لَدَيْهِمْ
اِذْ
اَجْمَعُٓوا
اَمْرَهُمْ
وَهُمْ
يَمْكُرُونَ
Sana böylece vahyettiklerimiz, gaybe ait haberlerdir. Onlar elbirliği edip düzen kurdukları zaman yanlarında değildin; sen ne kadar yürekten istersen iste, insanların çoğu inanmazlar.[102-103]
وَاِذْ
قُلْنَا
لِلْمَلٰٓئِكَةِ
اسْجُدُوا
لِاٰدَمَ
فَسَجَدُٓوا
اِلَّٓا
اِبْل۪يسَۜ
كَانَ
مِنَ
الْجِنِّ
فَفَسَقَ
عَنْ
اَمْرِ
رَبِّه۪ۜ
اَفَتَتَّخِذُونَهُ
وَذُرِّيَّتَهُٓ
اَوْلِيَٓاءَ
مِنْ
دُون۪ي
وَهُمْ
لَكُمْ
عَدُوٌّۜ
بِئْسَ
لِلظَّالِم۪ينَ
بَدَلاً
Meleklere: «Adem’e secde edin» demiştik. İblis’ten başka hepsi secde etmişti. O, cinlerden idi. Rabbinin buyruğu dışına çıktı. Ey insanoğulları! Siz Beni bırakıp onu ve soyunu dost mu ediniyorsunuz? Halbuki onlar size düşmandır. Kendilerine yazık edenler için bu ne kötü değişmedir![50]
وَاذْكُرْ
فِي
الْكِتَابِ
مَرْيَمَۢ
اِذِ
انْتَبَذَتْ
مِنْ
اَهْلِهَا
مَكَاناً
شَرْقِياًّۙ
Kitabda Meryem’i de an. O, ailesinden ayrılarak, doğu yönünde bir yere çekilmişti.[16]
وَدَاوُ۫دَ
وَسُلَيْمٰنَ
اِذْ
يَحْكُمَانِ
فِي
الْحَرْثِ
اِذْ
نَفَشَتْ
ف۪يهِ
غَنَمُ
الْقَوْمِۚ
وَكُنَّا
لِحُكْمِهِمْ
شَاهِد۪ينَۙ
Davud ve Süleyman da milletin koyunlarının yayıldığı bir ekin hakkında hüküm veriyorlarken, Biz onların hükmüne şahiddik.[78]
وَذَا النُّونِ
اِذْ
ذَهَبَ
مُغَاضِباً
فَظَنَّ
اَنْ
لَنْ
نَقْدِرَ
عَلَيْهِ
فَنَادٰى
فِي
الظُّلُمَاتِ
اَنْ
لَٓا
اِلٰهَ
اِلَّٓا
اَنْتَ
سُبْحَانَكَۗ
اِنّ۪ي
كُنْتُ
مِنَ
الظَّالِم۪ينَۚ
Zünnun (Balık Sahibi; Yunus) hakkında söylediğimizi de an. O, öfkelenerek giderken, kendisini sıkıntıya sokmayacağımızı sanmıştı; fakat sonunda karanlıklar içinde: «Senden başka tanrı yoktur, Sen münezzehsin, doğrusu ben haksızlık edenlerdenim» diye seslenmişti.[87]
وَاِذْ
بَوَّأْنَا
لِاِبْرٰه۪يمَ
مَكَانَ
الْبَيْتِ
اَنْ
لَا
تُشْرِكْ
ب۪ي
شَيْـٔاً
وَطَهِّرْ
بَيْتِيَ
لِلطَّٓائِف۪ينَ
وَالْقَٓائِم۪ينَ
وَالرُّكَّعِ
السُّجُودِ
«Bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, orada kıyama duranlar, rüku edenler ve secdeye varanlar için Evimi temiz tut» diye İbrahim’i Kabe’nin yerine yerleştirmiştik.[26]
وَلَوْلَٓا
اِذْ
سَمِعْتُمُوهُ
قُلْتُمْ
مَا
يَكُونُ
لَـنَٓا
اَنْ
نَتَكَلَّمَ
بِهٰذَاۗ
سُبْحَانَكَ
هٰذَا
بُهْتَانٌ
عَظ۪يمٌ
O’nu işittiğinizde: «Bu konuda konuşmamız yakışık almaz; haşa, bu büyük bir iftiradır» demeniz gerekmez miydi?[16]
Yükleniyor...