ق و م
597ayette
660kez geçiyor
79/114surede
58farklı kelime
Mekkî / Medenî
Mekkî %70 · Medenî %30
İlk inen ayet (nüzul sırasıyla)
Kalem 39
2. inen sure
En çok geçtiği sure
A’râf
55 kez
Kelime ailesi
Bu kökten türeyen farklı kelimeler. Tıklayınca geçtiği ayetler listelenir.
| Kelime | Tür | Vezin | Anlam | Adet |
|---|---|---|---|---|
لِقَوْمٍ
50 yazım
|
İsim | لِفَعْلٍ | Kavim | 342 |
| الْقِيٰمَةِ | İsim | الْفِعَالَةِ | Kıyamet | 70 |
| قَوْماً | İsim | فَعْلًا | Kavim | 40 |
مُسْتَق۪يمٍ
4 yazım |
İsim | مُسْتَفْعِلٍ | DOĞRU | 19 |
وَاَق۪يمُوا
3 yazım |
İfal Babı | وَأَفْعِلُوا | Ve doğru uygulayın | 16 |
وَاَقَامُوا
4 yazım |
İfal Babı | وَأَفْعَلُوا | Ve doğru uyguladılar | 13 |
| تَقُومُ | Feale-Yefulu | تَفْعُلُ | Ayakta durursun | 13 |
مُسْتَق۪يمٍ
4 yazım |
Sıfat | مُسْتَفْعِلٍ | Doğru | 12 |
يُق۪يمُونَ
6 yazım |
İfal Babı | يُفْعِلُونَ | Doğru uygularlar | 12 |
| مَقَام۪ي | İsim | مَفْعَلِي | Makam | 12 |
يَقُومُ
4 yazım |
Feale-Yefulu | يَفْعُلُ | Ayakta durur | 8 |
| وَاَقِمِ | İfal Babı | أَفْعِلْ | Doğru uygula | 8 |
| مُق۪يمٌۙ | İsim | مُفْعِلٌ | Yerleşik | 6 |
| قَامُوا | Feale-Yefulu | فَعَلُوا | Ayakta durdular | 5 |
قِيَاماً
2 yazım |
İsim | فِعَالًا | Ayakta duranlar | 5 |
وَاَقْوَمُ
3 yazım |
İsim | وَأَفْعَلُ | Ve daha doğru | 4 |
| مُسْتَق۪يماًۙ | İsim | مُسْتَفْعِلًا | DOĞRU | 4 |
| اسْتَقَامُوا | İstifal | اسْتَفْعَلُوا | Doğru oldular | 4 |
الْقَيِّمُ
2 yazım |
Sıfat | الْفَيْعِلُ | Dosdoğru | 4 |
الْقَيُّومُۚ
2 yazım |
Sıfat | الْفَيْعُولُ | Yönetici | 3 |
| قَٓائِماً | İsim | فَاعِلًا | Ayakta duran | 3 |
تَقُمْ
2 yazım |
Feale-Yefulu | تَفْعُلْ | Ayakta durma | 3 |
| قُمْتُمْ | Feale-Yefulu | افْعُلْ | Ayakta dur | 3 |
فَاسْتَق۪يمُوا
3 yazım |
İstifal | فَاسْتَفْعِلُوا | Öyleyse doğru olun | 3 |
قَٓائِمٌ
2 yazım |
İsim | فَاعِلٌ | Ayakta duran | 3 |
| قَٓائِمَةًۙ | İsim | فَاعِلَةً | Ayakta duran | 3 |
| مُسْتَق۪يماً | Sıfat | مُسْتَفْعِلًا | DOĞRU | 2 |
فَاَقَمْتَ
2 yazım |
İfal Babı | فَأَفْعَلْتَ | Hemen doğru uyguladın | 2 |
| قَوَّام۪ينَ | İsim | فَعَّالِينَ | Yöneticiler | 2 |
| مُق۪يمٌ | Sıfat | مُفْعِلٌ | Yerleşik | 2 |
فَاسْتَقِمْ
2 yazım |
İstifal | فَاسْتَفْعِلْ | Doğru ol | 2 |
| مَقَاماً | İsim | مَفْعَلًا | Makam | 2 |
| وَاِقَامَ | İsim | وَإِفْعَالَ | Ve doğru uygulamak | 2 |
| وَمُقَاماً | İsim | وَمُفْعَلًا | Ve ikametgah | 2 |
وَقَٓائِماً
2 yazım |
İsim | وَفَاعِلًا | Ve ayakta duran | 2 |
| قِيَامٌ | İsim | فِعَالٌ | Ayakta duranlar | 2 |
| وَقُومُوا | Feale-Yefulu | وَافْعُلُوا | Ve ayakta durun | 1 |
| قَٓائِمٌ | İsim | فَاعِلٌ | Ayakta duran | 1 |
| قَٓائِمَةٌ | Sıfat | فَاعِلَةٌ | Ayakta duran | 1 |
| قَوَّامُونَ | İsim | فَعَّالُونَ | Yöneticiler | 1 |
| وَالْمُق۪يم۪ينَ | İsim | وَالْمُفْعِلِينَ | Ve doğru uygulayanlar | 1 |
| تُق۪يمُوا | İfal Babı | تُفْعِلُوا | Doğru uygularsınız | 1 |
| قِيَماً | Sıfat | فِيعَلًا | Dosdoğru | 1 |
| قَوْمَكَ | İsim | فَعْلَكَ | Kavmin | 1 |
| اِقَامَتِكُمْۙ | İsim | إِفْعَالَتِكُمْ | Sizin ikametiniz | 1 |
| قَيِّماً | Sıfat | فَيْعِلًا | Dosdoğru | 1 |
| نُق۪يمُ | İfal Babı | نُفْعِلُ | Yerleştiririz | 1 |
| وَالْقَٓائِم۪ينَ | İsim | وَالْفَاعِلِينَ | Ve ayakta duranlar | 1 |
| وَالْمُق۪يمِي | İsim | وَالْمُفْعِلِي | Ve doğru uygulayanlar | 1 |
| قَوَاماً | İsim | فَعَالًا | Oranlarda dengeli olmak | 1 |
| مُقَامَ | İsim | مُفْعَلَ | Doğru uygulama yeri | 1 |
| وَاَقِمْنَ | İfal Babı | وَأَفْعِلْنَ | Ve doğru uygulayın | 1 |
| الْمُقَامَةِ | İsim | الْمُفْعَلَةِ | İkametgah | 1 |
| قَٓائِمُونَۖ | İsim | فَاعِلُونَ | Ayakta duranlar | 1 |
| يَسْتَق۪يمَ | İstifal | يَسْتَفْعِلَ | Doğru olur | 1 |
| تَقْو۪يمٍۘ | İsim | تَفْعِيلٍ | Doğru uygulama | 1 |
| قَيِّمَةٌۜ | Sıfat | فَيْعِلَةٌ | Dosdoğru | 1 |
| الْقَيِّمَةِۜ | İsim | الْفَيْعِلَةِ | Dosdoğru | 1 |
Anlam yelpazesi
Kökün kelimelerinin Türkçe karşılıkları.
Kavim 182
Kıyamet 70
Ey kavmim 38
Kavim için 38
Onun kavmi 37
DOĞRU 21
Kavime 16
Doğru 15
Onun kavmine 12
Ayakta duran 12
Ve doğru uygulayın 11
Kavmin 9
Ve ey kavmim 9
Makam 8
Diğer 80 anlam
Ve doğru uyguladılar 8
Yerleşik 8
Dosdoğru 8
Ve onun kavmi 8
Onların kavmi 7
Ve kavim 7
Ayakta durur 6
Doğru uygularlar 5
Kavmim 5
Ayakta durursun 5
Durur 5
Ayakta duranlar 4
Doğru oldular 4
Doğru uygula 4
İkisi doğru uygular 3
Yönetici 3
Ve daha doğru 3
Ayakta durmak 3
Yöneticiler 3
Ayakta durdular 3
Doğru uygulayın 3
Ve doğru uyguladı 2
Öyleyse doğru uygulayın 2
Ayakta durursunuz 2
Ve doğru uygulayanlar 2
Doğru uyguladılar 2
Kavmimiz 2
Ve doğru uygularlar 2
Ayakta durma 2
Makamım 2
Kavimi 2
Ve doğru uygula 2
Ve doğru uygulamak 2
Ve ayakta duranlar 2
Ve ikametgah 2
Ve makam 2
Yönelt 2
Ey kavmimiz 2
Ayakta dur 2
doğru 1
Ve kılarlar 1
Kala kalırlar 1
Onun kavmi için 1
Ve ayakta durun 1
Ayakta dururlar 1
Hemen doğru uyguladın 1
Öyleyse ayakta dursun 1
Ayakta durdunuz 1
Doğru uyguladınız 1
Doğru uygularsınız 1
İkisi ayakta durur 1
İkisinin makamı 1
Ve kavmin 1
Öyleyse doğru olun 1
İkinizin kavmine 1
İkiniz doğru olun 1
Doğru ol 1
Doğru uygulamaları için 1
Sizin ikametiniz 1
Daha doğru 1
Hemen onu doğrulttu 1
Yerleştiririz 1
Hemen doğru uygulayın 1
İkisinin kavmi 1
Oranlarda dengeli olmak 1
Senin makamın 1
Ve onların kavmi 1
Doğru uygulama yeri 1
İkametgah 1
Ve ikisinin kavmi 1
Ve ayakta duran 1
Hemen doğru olun 1
Ve doğru ol 1
Ve kavmin için 1
bir toplum 1
Ayakta durması için 1
Onların kavmine 1
Ayakta durdu 1
Doğru olur 1
Doğru uygulama 1
Kavram ağı
Aynı ayette en çok birlikte geçtiği kökler (ayet sayısı). Tıklayınca ortak ayetler listelenir.
Sure dağılımı
Her kutu bir sure; renk koyulaştıkça o surede daha çok geçiyor. Mekkî Medenî
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
Vahiy sürecinde kullanım
Sureler iniş sırasıyla soldan sağa: ilk inen Alak'tan son inen sureye. Kavramın hangi dönemde öne çıktığını gösterir.
← ilk inenson inen →
Ayetler
لِقَوْمٍ ✕ Süzgeci kaldır
311 ayet
وَاِذْ
قَالَ
مُوسٰى
لِقَوْمِه۪
يَا قَوْمِ
اِنَّكُمْ
ظَلَمْتُمْ
اَنْفُسَكُمْ
بِاتِّخَاذِكُمُ
الْعِجْلَ
فَتُوبُٓوا
اِلٰى
بَارِئِكُمْ
فَاقْتُلُٓوا
اَنْفُسَكُمْۜ
ذٰلِكُمْ
خَيْرٌ
لَكُمْ
عِنْدَ
بَارِئِكُمْۜ
فَتَابَ
عَلَيْكُمْۜ
اِنَّهُ
هُوَ
التَّوَّابُ
الرَّح۪يمُ
Musa milletine «Ey milletim! Buzağıyı tanrı olarak benimsemekle kendinize yazık ettiniz. Yaratanınıza tevbe edin ve nefislerinizi öldürün, bu Yaratanınız katında sizin için hayırlı olur; O daima tevbeleri kabul ve merhamet eden olduğu için tevbenizi kabul eder» demişti.[54]
وَاِذِ
اسْتَسْقٰى
مُوسٰى
لِقَوْمِه۪
فَقُلْنَا
اضْرِبْ
بِعَصَاكَ
الْحَجَرَۜ
فَانْفَجَرَتْ
مِنْهُ
اثْنَتَا
عَشْرَةَ
عَيْناًۜ
قَدْ
عَلِمَ
كُلُّ
اُنَاسٍ
مَشْرَبَهُمْۜ
كُلُوا
وَاشْرَبُوا
مِنْ
رِزْقِ
اللّٰهِ
وَلَا
تَعْثَوْا
فِي
الْاَرْضِ
مُفْسِد۪ينَ
Musa, milleti için su aramıştı; «Asanla taşa vur» dedik; ondan on iki pınar fışkırdı, herkes içeceği yeri bildi. Allah’ın rızkından yiyin, için, yalnız yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.[60]
وَاِذْ
قَالَ
مُوسٰى
لِقَوْمِه۪ٓ
اِنَّ
اللّٰهَ
يَأْمُرُكُمْ
اَنْ
تَذْبَحُوا
بَقَرَةًۜ
قَالُٓوا
اَتَتَّخِذُنَا
هُزُواًۜ
قَالَ
اَعُوذُ
بِاللّٰهِ
اَنْ
اَكُونَ
مِنَ
الْجَاهِل۪ينَ
Musa milletine: «Allah muhakkak bir sığır boğazlamanızı buyuruyor» demişti; «Bizi alaya mı alıyorsun?» dediklerinde de: «Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım» dedi.[67]
وَقَالَ
الَّذ۪ينَ
لَا
يَعْلَمُونَ
لَوْلَا
يُكَلِّمُنَا
اللّٰهُ
اَوْ
تَأْت۪ينَٓا
اٰيَةٌۜ
كَذٰلِكَ
قَالَ
الَّذ۪ينَ
مِنْ
قَبْلِهِمْ
مِثْلَ
قَوْلِهِمْۜ
تَشَابَهَتْ
قُلُوبُهُمْۜ
قَدْ
بَيَّنَّا
الْاٰيَاتِ
لِقَوْمٍ
يُوقِنُونَ
Bilmeyenler: «Allah bizimle konuşmalı veya bize bir ayet gelmeli değil miydi?» dediler. Onlardan öncekiler de onların söylediklerinin tıpkısını söylemişlerdi. Kalbleri birbirine benzedi. Kesinlikle inanan kimseler için ayetleri açıklamışızdır.[118]
اِنَّ
ف۪ي
خَلْقِ
السَّمٰوَاتِ
وَالْاَرْضِ
وَاخْتِلَافِ
الَّيْلِ
وَالنَّهَارِ
وَالْفُلْكِ
الَّت۪ي
تَجْر۪ي
فِي
الْبَحْرِ
بِمَا
يَنْفَعُ
النَّاسَ
وَمَٓا
اَنْزَلَ
اللّٰهُ
مِنَ
السَّمَٓاءِ
مِنْ
مَٓاءٍ
فَاَحْيَا
بِهِ
الْاَرْضَ
بَعْدَ
مَوْتِهَا
وَبَثَّ
ف۪يهَا
مِنْ
كُلِّ
دَٓابَّةٍۖ
وَتَصْر۪يفِ
الرِّيَاحِ
وَالسَّحَابِ
الْمُسَخَّرِ
بَيْنَ
السَّمَٓاءِ
وَالْاَرْضِ
لَاٰيَاتٍ
لِقَوْمٍ
يَعْقِلُونَ
Göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, insanlara yararlı şeylerle denizde süzülen gemilerde, Allah’ın gökten indirip yeri ölümünden sonra dirilttiği suda, her türlü canlıyı orada yaymasında, rüzgarları ve yerle gök arasında emre amade duran bulutları döndürmesinde, düşünen kimseler için deliller vardır.[164]
فَاِنْ
طَلَّقَهَا
فَلَا
تَحِلُّ
لَهُ
مِنْ
بَعْدُ
حَتّٰى
تَنْكِحَ
زَوْجاً
غَيْرَهُۜ
فَاِنْ
طَلَّقَهَا
فَلَا
جُنَاحَ
عَلَيْهِمَٓا
اَنْ
يَتَرَاجَعَٓا
اِنْ
ظَـنَّٓا
اَنْ
يُق۪يمَا
حُدُودَ
اللّٰهِۜ
وَتِلْكَ
حُدُودُ
اللّٰهِ
يُبَيِّنُهَا
لِقَوْمٍ
يَعْلَمُونَ
Bundan sonra kadını boşarsa, kadın başka birisiyle evlenmedikçe bir daha kendisine helal olmaz. Eğer ikinci koca da onu boşarsa, Allah’ın yasalarını koruyacaklarını sanırlarsa eski karı kocanın birbirlerine dönmelerine bir engel yoktur. Bunlar, bilen kimseler için Allah’ın açıkladığı yasalardır.[230]
وَلَمَّا
بَرَزُوا
لِجَالُوتَ
وَجُنُودِه۪
قَالُوا
رَبَّنَٓا
اَفْرِغْ
عَلَيْنَا
صَبْراً
وَثَبِّتْ
اَقْدَامَنَا
وَانْصُرْنَا
عَلَى
الْقَوْمِ
الْكَافِر۪ينَۜ
Calut ve ordusuna karşı çıktıklarında, «Rabbimiz! Bize sabır ver, sebatımızı artır, inkar eden millete karşı bize yardım et» dediler.[250]
اَلَمْ
تَرَ
اِلَى
الَّذ۪ي
حَٓاجَّ
اِبْرٰه۪يمَ
ف۪ي
رَبِّه۪ٓ
اَنْ
اٰتٰيهُ
اللّٰهُ
الْمُلْكَۢ
اِذْ
قَالَ
اِبْرٰه۪يمُ
رَبِّيَ
الَّذ۪ي
يُحْـي۪
وَيُم۪يتُۙ
قَالَ
اَنَا۬
اُحْـي۪
وَاُم۪يتُۜ
قَالَ
اِبْرٰه۪يمُ
فَاِنَّ
اللّٰهَ
يَأْت۪ي
بِالشَّمْسِ
مِنَ
الْمَشْرِقِ
فَأْتِ
بِهَا
مِنَ
الْمَغْرِبِ
فَبُهِتَ
الَّذ۪ي
كَفَرَۜ
وَاللّٰهُ
لَا
يَهْدِي
الْقَوْمَ
الظَّالِم۪ينَۚ
Allah kendisine mülk verdi diye İbrahim ile Rabbi hakkında tartışanı görmedin mi? İbrahim: «Rabbim, dirilten ve öldürendir» demişti. «Ben de diriltir ve öldürürüm» dedi; İbrahim, «Şüphesiz Allah güneşi doğudan getiriyor, sen de batıdan getirsene» dedi. İnkar eden şaşırıp kaldı. Allah zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez.[258]
يَٓا اَيُّهَا
الَّذ۪ينَ
اٰمَنُوا
لَا
تُبْطِلُوا
صَدَقَاتِكُمْ
بِالْمَنِّ
وَالْاَذٰىۙ
كَالَّذ۪ي
يُنْفِقُ
مَالَهُ
رِئَٓاءَ
النَّاسِ
وَلَا
يُؤْمِنُ
بِاللّٰهِ
وَالْيَوْمِ
الْاٰخِرِۜ
فَمَثَلُهُ
كَمَثَلِ
صَفْوَانٍ
عَلَيْهِ
تُرَابٌ
فَاَصَابَهُ
وَابِلٌ
فَتَرَكَهُ
صَلْداًۜ
لَا
يَقْدِرُونَ
عَلٰى
شَيْءٍ
مِمَّا
كَسَبُواۜ
وَاللّٰهُ
لَا
يَهْدِي
الْقَوْمَ
الْكَافِر۪ينَ
Ey İnananlar! Allah’a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara gösteriş için malını sarfeden kimse gibi, sadakalarınızı başa kakma ve eza etmekle boşa çıkarmayın. Onun durumu, üzerinde toprak bulunan kayanın durumu gibidir, üzerine bol yağmur yağdığında onu cascavlak bırakır. Kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah inkar eden kimseleri doğru yola eriştirmez.[264]
لَا
يُكَلِّفُ
اللّٰهُ
نَفْساً
اِلَّا
وُسْعَهَاۜ
لَهَا
مَا
كَسَبَتْ
وَعَلَيْهَا
مَا
اكْتَسَبَتْۜ
رَبَّنَا
لَا
تُؤَاخِذْنَٓا
اِنْ
نَس۪ينَٓا
اَوْ
اَخْطَأْنَاۚ
رَبَّنَا
وَلَا
تَحْمِلْ
عَلَيْنَٓا
اِصْراً
كَمَا
حَمَلْتَهُ
عَلَى
الَّذ۪ينَ
مِنْ
قَبْلِنَاۚ
رَبَّنَا
وَلَا
تُحَمِّلْنَا
مَا
لَا
طَاقَةَ
لَنَا
بِه۪ۚ
وَاعْفُ
عَنَّا۠
وَاغْفِرْ
لَنَا۠
وَارْحَمْنَا۠
اَنْتَ
مَوْلٰينَا
فَانْصُرْنَا
عَلَى
الْقَوْمِ
الْكَافِر۪ينَ
Allah kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükler; kazandığı iyilik lehine, ettiği kötülük de aleyhinedir. Rabbimiz! Eğer unutacak veya yanılacak olursak bizi sorumlu tutma. Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır yük yükleme. Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma, bizi affet, bizi bağışla, bize acı. Sen Mevlamızsın, kafirlere karşı bize yardım et.[286]
كَيْفَ
يَهْدِي
اللّٰهُ
قَوْماً
كَفَرُوا
بَعْدَ
ا۪يمَانِهِمْ
وَشَهِدُٓوا
اَنَّ
الرَّسُولَ
حَقٌّ
وَجَٓاءَهُمُ
الْبَيِّنَاتُۜ
وَاللّٰهُ
لَا
يَهْدِي
الْقَوْمَ
الظَّالِم۪ينَ
İnandıktan, peygamberin hak olduğuna şehadet ettikten, kendilerine belgeler geldikten sonra inkar eden bir milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalimleri doğru yola eriştirmez.[86]
مَثَلُ
مَا
يُنْفِقُونَ
ف۪ي
هٰذِهِ
الْحَيٰوةِ
الدُّنْيَا
كَمَثَلِ
ر۪يحٍ
ف۪يهَا
صِرٌّ
اَصَابَتْ
حَرْثَ
قَوْمٍ
ظَلَمُٓوا
اَنْفُسَهُمْ
فَاَهْلَكَتْهُۜ
وَمَا
ظَلَمَهُمُ
اللّٰهُ
وَلٰكِنْ
اَنْفُسَهُمْ
يَظْلِمُونَ
Bu dünya hayatında sarfettiklerinin durumu, kendilerine zulmeden kimselerin ekinlerine isabetle kavurup mahveden soğuk bir rüzgarın durumu gibidir. Allah onlara zulmetmedi, onlar kendilerine yazık ettiler.[117]
اِنْ
يَمْسَسْكُمْ
قَرْحٌ
فَقَدْ
مَسَّ
الْقَوْمَ
قَرْحٌ
مِثْلُهُۜ
وَتِلْكَ
الْاَيَّامُ
نُدَاوِلُهَا
بَيْنَ
النَّاسِۚ
وَلِيَعْلَمَ
اللّٰهُ
الَّذ۪ينَ
اٰمَنُوا
وَيَتَّخِذَ
مِنْكُمْ
شُهَدَٓاءَۜ
وَاللّٰهُ
لَا
يُحِبُّ
الظَّالِم۪ينَۙ
Eğer siz (Uhud’da) bir yara almışsanız, (size düşman olan) o topluluk da (Bedir’de) benzeri bir yara almıştı. Böylece biz, Allah’ın gerçek müminleri ortaya çıkarması ve içinizden şahitler edinmesi için, bu günleri bazen lehe, bazen de aleyhe döndürüp duruyoruz. Allah, zulmedenleri sevmez.[140]
وَمَا
كَانَ
قَوْلَهُمْ
اِلَّٓا
اَنْ
قَالُوا
رَبَّنَا
اغْفِرْ
لَنَا
ذُنُوبَنَا
وَاِسْرَافَنَا
ف۪ٓي
اَمْرِنَا
وَثَبِّتْ
اَقْدَامَنَا
وَانْصُرْنَا
عَلَى
الْقَوْمِ
الْكَافِر۪ينَ
Dedikleri ancak şu idi: «Rabbimiz! Günahlarımızı, işimizdeki aşırılıklarımızı bize bağışla, sebatımızı arttır, inkarcı topluluğa karşı bize yardım et».[147]
اَيْنَ مَا
تَكُونُوا
يُدْرِكْكُمُ
الْمَوْتُ
وَلَوْ
كُنْتُمْ
ف۪ي
بُرُوجٍ
مُشَيَّدَةٍۜ
وَاِنْ
تُصِبْهُمْ
حَسَنَةٌ
يَقُولُوا
هٰذِه۪
مِنْ
عِنْدِ
اللّٰهِۚ
وَاِنْ
تُصِبْهُمْ
سَيِّئَةٌ
يَقُولُوا
هٰذِه۪
مِنْ
عِنْدِكَۜ
قُلْ
كُلٌّ
مِنْ
عِنْدِ
اللّٰهِۜ
فَمَالِ
هٰٓؤُ۬لَٓاءِ
الْقَوْمِ
لَا
يَكَادُونَ
يَفْقَهُونَ
حَد۪يثًا
Nerede olursaniz olun, sağlam kaleler içinde bulunsanız bile, ölüm size yetişecektir. Onlara bir iyilik gelirse: «Bu Allah’tandır» derler, bir kötülüğe uğrarlarsa «Bu, senin tarafındandır» derler. De ki: «Hepsi Allah’tandır». Bunlara ne oluyor ki, hiçbir sözü anlamaya yanaşmıyorlar?[78]
اِلَّا
الَّذ۪ينَ
يَصِلُونَ
اِلٰى
قَوْمٍ
بَيْنَكُمْ
وَبَيْنَهُمْ
م۪يثَاقٌ
اَوْ
جَٓاؤُ۫كُمْ
حَصِرَتْ
صُدُورُهُمْ
اَنْ
يُقَاتِلُوكُمْ
اَوْ
يُقَاتِلُوا
قَوْمَهُمْۜ
وَلَوْ
شَٓاءَ
اللّٰهُ
لَسَلَّطَهُمْ
عَلَيْكُمْ
فَلَقَاتَلُوكُمْۚ
فَاِنِ
اعْتَزَلُوكُمْ
فَلَمْ
يُقَاتِلُوكُمْ
وَاَلْقَوْا
اِلَيْكُمُ
السَّلَمَۙ
فَمَا
جَعَلَ
اللّٰهُ
لَكُمْ
عَلَيْهِمْ
سَب۪يلاً
Ancak, sizinle kendileri arasında anlaşma olan bir millete sığınanlar yahut sizinle savaştan veya kendi milletleriyle savaşmaktan bıkarak size başvuranlar müstesnadır. Allah dileseydi onları üzerinize çullandırırdı da sizinle savaşırlardı. Eğer sizden uzak durur, sizinle savaşmaz, size barış teklif ederlerse Allah onlara dokunmanıza izin vermez.[90]
سَتَجِدُونَ
اٰخَر۪ينَ
يُر۪يدُونَ
اَنْ
يَأْمَنُوكُمْ
وَيَأْمَنُوا
قَوْمَهُمْۜ
كُلَّمَا
رُدُّٓوا
اِلَى
الْفِتْنَةِ
اُرْكِسُوا
ف۪يهَاۚ
فَاِنْ
لَمْ
يَعْتَزِلُوكُمْ
وَيُلْقُٓوا
اِلَيْكُمُ
السَّلَمَ
وَيَكُفُّٓوا
اَيْدِيَهُمْ
فَخُذُوهُمْ
وَاقْتُلُوهُمْ
حَيْثُ
ثَقِفْتُمُوهُمْۜ
وَاُو۬لٰٓئِكُمْ
جَعَلْنَا
لَكُمْ
عَلَيْهِمْ
سُلْطَاناً
مُب۪يناً۟
Diğerlerinin de sizden ve kendi milletlerinden güvende olmayı istediklerini göreceksiniz. Ne var ki fitneciliğe her çağırıldıklarında ona can atarlar; eğer sizden uzak durmazlar, barış teklif etmezler ve sizden el çekmezlerse onları yakalayın, bulduğunuz yerde öldürün. İşte onların aleyhlerine size apaçık ferman verdik.[91]
وَمَا
كَانَ
لِمُؤْمِنٍ
اَنْ
يَقْتُلَ
مُؤْمِناً
اِلَّا
خَطَـٔاًۚ
وَمَنْ
قَتَلَ
مُـؤْمِناً
خَطَــٔاً
فَـتَـحْر۪يرُ
رَقَبَةٍ
مُؤْمِنَةٍ
وَدِيَةٌ
مُسَلَّمَةٌ
اِلٰٓى
اَهْلِه۪ٓ
اِلَّٓا
اَنْ
يَصَّدَّقُواۜ
فَاِنْ
كَانَ
مِنْ
قَوْمٍ
عَدُوٍّ
لَكُمْ
وَهُوَ
مُؤْمِنٌ
فَتَحْر۪يرُ
رَقَبَةٍ
مُؤْمِنَةٍۜ
وَاِنْ
كَانَ
مِنْ
قَوْمٍ
بَيْنَكُمْ
وَبَيْنَهُمْ
م۪يثَاقٌ
فَدِيَةٌ
مُسَلَّمَةٌ
اِلٰٓى
اَهْلِه۪
وَتَحْر۪يرُ
رَقَبَةٍ
مُؤْمِنَةٍۚ
فَمَنْ
لَمْ
يَجِدْ
فَصِيَامُ
شَهْرَيْنِ
مُتَتَابِعَيْنِۘ
تَوْبَةً
مِنَ
اللّٰهِۜ
وَكَانَ
اللّٰهُ
عَل۪يماً
حَك۪يماً
Bir müminin diğer mümini yanlışlık dışında öldürmesi asla caiz değildir. Bir mümini yanlışlıkla öldürenin, bir mümin köleyi azad etmesi ve öldürülenin ailesi bağışlamadıkça, ona diyet ödemesi gerekir. Eğer o mümin, size düşman bir topluluktan ise mümin bir köleyi azad etmek gerekir. Şayet aranızda anlaşma olan bir millettense, ailesine diyet ödemek ve mümin bir köleyi azat etmek gerekir. Bulamayana, Allah tarafından tevbesinin kabulü için, ard arda iki ay oruç tutmak gerekir. Allah bilendir. Hakim’dir.[92]
وَلَا
تَهِنُوا
فِي
ابْتِغَٓاءِ
الْقَوْمِۜ
اِنْ
تَكُونُوا
تَأْلَمُونَ
فَاِنَّهُمْ
يَأْلَمُونَ
كَمَا
تَأْلَمُونَۚ
وَتَرْجُونَ
مِنَ
اللّٰهِ
مَا
لَا
يَرْجُونَۜ
وَكَانَ
اللّٰهُ
عَل۪يماً
حَك۪يماً۟
Düşman milleti kovalamakta gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı çekiyorsanız, şüphesiz onlar da sizin çektiğiniz gibi acı çekiyorlar; oysa siz Allah’tan onların beklemedikleri şeyleri bekliyorsunuz. Allah Bilendir, Hakim olandır.[104]
يَٓا اَيُّهَا
الَّذ۪ينَ
اٰمَنُوا
لَا
تُحِلُّوا
شَعَٓائِرَ
اللّٰهِ
وَلَا
الشَّهْرَ
الْحَرَامَ
وَلَا
الْهَدْيَ
وَلَا
الْقَلَٓائِدَ
وَلَٓا
آٰمّ۪ينَ
الْبَيْتَ
الْحَرَامَ
يَبْتَغُونَ
فَضْلاً
مِنْ
رَبِّهِمْ
وَرِضْوَاناًۜ
وَاِذَا
حَلَلْتُمْ
فَاصْطَادُواۜ
وَلَا
يَجْرِمَنَّكُمْ
شَنَاٰنُ
قَوْمٍ
اَنْ
صَدُّوكُمْ
عَنِ
الْمَسْجِدِ
الْحَرَامِ
اَنْ
تَعْتَدُواۢ
وَتَعَاوَنُوا
عَلَى
الْبِرِّ
وَالتَّقْوٰىۖ
وَلَا
تَعَاوَنُوا
عَلَى
الْاِثْمِ
وَالْعُدْوَانِۖ
وَاتَّقُوا
اللّٰهَۜ
اِنَّ
اللّٰهَ
شَد۪يدُ
الْعِقَابِ
Ey İnananlar! Allah’ın nişanelerine, hürmet edilen aya, hediye olan kurbanlığa, gerdanlıklar takılan hayvanlara, Rab’lerinden bol nimet ve rıza talep ederek Beyt-i Haram’a gelenlere sakın hürmetsizlik etmeyin. İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram’dan menettiği için bir topluluğa olan kininiz, aşırı gitmenize sebep olmasın; iyilikte ve fenalıktan sakınmakta yardımlaşın, günah işlemek ve aşırı gitmekte yardımlaşmayın. Allah’tan sakının, Allah’ın cezası şiddetlidir.[2]
Yükleniyor...