ق و ل

1.383ayette
1.722kez geçiyor
84/114surede
23farklı kelime
Mekkî / Medenî
Mekkî %73 · Medenî %27
İlk inen ayet (nüzul sırasıyla) Kalem 15 2. inen sure En çok geçtiği sure Bakara 139 kez

Kelime ailesi

Bu kökten türeyen farklı kelimeler. Tıklayınca geçtiği ayetler listelenir.

KelimeTürVezinAnlamAdet
قَالَ
16 yazım
Feale-Yefulu فَعَلَ Söyledi 866
قُلْ
18 yazım
Feale-Yefulu افْعُلْ Söyle 378
يَقُولُونَ
23 yazım
Feale-Yefulu يَفْعُلُونَ Söylerler 193
الْقَوْلُ
25 yazım
İsim الْفَعْلُ Söz 73
ق۪يلَ
2 yazım
Feale-Yefulu فُعِلَ Söylendi 49
قَالَتْ
5 yazım
Feale-Yefulu فَعَلَتْ Söyledi 43
تَقُولُوا
12 yazım
Feale-Yefulu تَفْعُلُوا Söylersiniz 40
قَوْلاً İsim فَعْلًا Söz 19
وَقُولُوا
7 yazım
Feale-Yefulu وَافْعُلُوا Ve söyleyin 16
نَقُولُ
5 yazım
Feale-Yefulu نَفْعُلُ Söyleriz 12
اَقُولُ
2 yazım
Feale-Yefulu أَفْعُلُ Söylerim 9
اَقُلْ
2 yazım
Feale-Yefulu أَفْعُلْ Söylerim 6
ق۪يلاً İsim فِعْلًا Söylemek 3
قَٓائِلٌ
2 yazım
İsim فَاعِلٌ Söyleyen 3
يُقَالُ Feale-Yefulu يُفْعَلُ Söylenir 3
تَقَوَّلَهُۚ
2 yazım
Tefe'ale Babı تَفَعَّلَهُ Onu söz olarak uydurdu 2
قَٓائِلٌ İsim فَاعِلٌ Söyleyen 1
تَقُلْ Feale-Yefulu تَفْعُلْ Söyleme 1
يَقُلْ Feale-Yefulu يَفْعُلْ Söyler 1
وَقَالَا Feale-Yefulu وَفَعَلَا Ve ikisi söyledi 1
وَالْقَٓائِل۪ينَ İsim وَالْفَاعِلِينَ Ve söyleyenler 1
وَق۪يلِه۪ İsim وَفِعْلِهِ Onun söylemesine andolsun ki 1
الْاَقَاو۪يلِۙ İsim الْأَفَاعِيلِ Sözler 1

Anlam yelpazesi

Kökün kelimelerinin Türkçe karşılıkları.

Diğer 79 anlam

Kavram ağı

Aynı ayette en çok birlikte geçtiği kökler (ayet sayısı). Tıklayınca ortak ayetler listelenir.

Sure dağılımı

Her kutu bir sure; renk koyulaştıkça o surede daha çok geçiyor. Mekkî Medenî

Vahiy sürecinde kullanım

Sureler iniş sırasıyla soldan sağa: ilk inen Alak'tan son inen sureye. Kavramın hangi dönemde öne çıktığını gösterir.

1. inen: Alak — 0 kez (binde 0) 2. inen: Kalem — 7 kez (binde 23.3) 3. inen: Müzzemmil — 3 kez (binde 15.1) 4. inen: Müddessir — 4 kez (binde 15.7) 5. inen: Fâtiha — 0 kez (binde 0) 6. inen: Tebbet — 0 kez (binde 0) 7. inen: Tekvîr — 2 kez (binde 19.2) 8. inen: A’lâ — 0 kez (binde 0) 9. inen: Leyl — 0 kez (binde 0) 10. inen: Fecr — 3 kez (binde 21.9) 11. inen: Duhâ — 0 kez (binde 0) 12. inen: İnşirâh — 0 kez (binde 0) 13. inen: Asr — 0 kez (binde 0) 14. inen: Âdiyât — 0 kez (binde 0) 15. inen: Kevser — 0 kez (binde 0) 16. inen: Tekâsür — 0 kez (binde 0) 17. inen: Mâ’ûn — 0 kez (binde 0) 18. inen: Kâfirûn — 1 kez (binde 38.5) 19. inen: Fil — 0 kez (binde 0) 20. inen: Felâk — 1 kez (binde 43.5) 21. inen: Nâs — 1 kez (binde 50) 22. inen: İhlâs — 1 kez (binde 66.7) 23. inen: Necm — 0 kez (binde 0) 24. inen: Abese — 0 kez (binde 0) 25. inen: Kadr — 0 kez (binde 0) 26. inen: Şems — 1 kez (binde 18.5) 27. inen: Bürûc — 0 kez (binde 0) 28. inen: Tîn — 0 kez (binde 0) 29. inen: Kureyş — 0 kez (binde 0) 30. inen: Kâri’a — 0 kez (binde 0) 31. inen: Kıyâme — 2 kez (binde 12.2) 32. inen: Hümeze — 0 kez (binde 0) 33. inen: Mürselât — 1 kez (binde 5.5) 34. inen: Kâf — 10 kez (binde 26.8) 35. inen: Beled — 1 kez (binde 12.2) 36. inen: Târık — 1 kez (binde 16.4) 37. inen: Kamer — 5 kez (binde 14.6) 38. inen: Sâd — 23 kez (binde 31.4) 39. inen: A’râf — 110 kez (binde 33.1) 40. inen: Cin — 8 kez (binde 28) 41. inen: Yâsîn — 20 kez (binde 27.6) 42. inen: Furkân — 22 kez (binde 24.6) 43. inen: Fâtır — 2 kez (binde 2.6) 44. inen: Meryem — 28 kez (binde 29.1) 45. inen: Tâ-Hâ — 59 kez (binde 44.2) 46. inen: Vâkı’a — 3 kez (binde 7.9) 47. inen: Şu’arâ — 52 kez (binde 39.5) 48. inen: Neml — 44 kez (binde 38.2) 49. inen: Kasas — 50 kez (binde 35) 50. inen: İsrâ — 46 kez (binde 29.6) 51. inen: Yûnus — 50 kez (binde 27.3) 52. inen: Hûd — 55 kez (binde 28.7) 53. inen: Yûsuf — 79 kez (binde 44.5) 54. inen: Hicr — 25 kez (binde 38.2) 55. inen: En’âm — 87 kez (binde 28.5) 56. inen: Sâffât — 24 kez (binde 27.9) 57. inen: Lokman — 5 kez (binde 9.2) 58. inen: Sebe’ — 36 kez (binde 40.8) 59. inen: Zümer — 29 kez (binde 24.8) 60. inen: Mü’min — 25 kez (binde 20.5) 61. inen: Fussilet — 23 kez (binde 29) 62. inen: Şûrâ — 5 kez (binde 5.8) 63. inen: Zuhruf — 21 kez (binde 25.3) 64. inen: Duhân — 2 kez (binde 5.8) 65. inen: Câsiye — 7 kez (binde 14.3) 66. inen: Ahkâf — 20 kez (binde 31.1) 67. inen: Zâriyât — 13 kez (binde 36.1) 68. inen: Gâşiye — 0 kez (binde 0) 69. inen: Kehf — 58 kez (binde 36.8) 70. inen: Nahl — 17 kez (binde 9.2) 71. inen: Nûh — 6 kez (binde 26.5) 72. inen: İbrahim — 15 kez (binde 18.1) 73. inen: Enbiyâ — 31 kez (binde 26.6) 74. inen: Mü’minûn — 35 kez (binde 33.4) 75. inen: Secde — 7 kez (binde 18.8) 76. inen: Tûr — 6 kez (binde 19.2) 77. inen: Mülk — 12 kez (binde 36) 78. inen: Hâkka — 7 kez (binde 27.1) 79. inen: Me’âric — 0 kez (binde 0) 80. inen: Nebe’ — 2 kez (binde 11.6) 81. inen: Nâzi’ât — 4 kez (binde 22.3) 82. inen: İnfitâr — 0 kez (binde 0) 83. inen: İnşikâk — 0 kez (binde 0) 84. inen: Rûm — 3 kez (binde 3.7) 85. inen: Ankebût — 25 kez (binde 25.6) 86. inen: Mutaffifîn — 3 kez (binde 17.8) 87. inen: Bakara — 139 kez (binde 22.7) 88. inen: Enfâl — 10 kez (binde 8.1) 89. inen: Âl-i İmrân — 74 kez (binde 21.3) 90. inen: Ahzâb — 21 kez (binde 16.3) 91. inen: Mümtehine — 2 kez (binde 5.7) 92. inen: Nisâ — 46 kez (binde 12.3) 93. inen: Zilzâl — 1 kez (binde 27.8) 94. inen: Hadîd — 3 kez (binde 5.2) 95. inen: Muhammed — 6 kez (binde 11.1) 96. inen: Ra’d — 16 kez (binde 18.8) 97. inen: Rahmân — 0 kez (binde 0) 98. inen: İnsan — 0 kez (binde 0) 99. inen: Talâk — 0 kez (binde 0) 100. inen: Beyyine — 0 kez (binde 0) 101. inen: Haşr — 4 kez (binde 9) 102. inen: Nûr — 12 kez (binde 9.1) 103. inen: Hac — 6 kez (binde 4.7) 104. inen: Münâfikûn — 7 kez (binde 39.1) 105. inen: Mücâdele — 8 kez (binde 16.9) 106. inen: Hucurât — 6 kez (binde 17.3) 107. inen: Tahrîm — 5 kez (binde 20.1) 108. inen: Teğâbun — 2 kez (binde 8.3) 109. inen: Saff — 7 kez (binde 31.7) 110. inen: Cum’a — 3 kez (binde 17.1) 111. inen: Fetih — 8 kez (binde 14.3) 112. inen: Mâide — 58 kez (binde 20.7) 113. inen: Tevbe — 30 kez (binde 12) 114. inen: Nasr — 0 kez (binde 0)
← ilk inenson inen →

Ayetler

+ ر أ ي ile birlikte ✕ Süzgeci kaldır

113 ayet

Renkler türü, ton kökü gösterir — ق و ل: koyu (isim, fiil) · ر أ ي: açık (isim, fiil)

وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَنْ نُؤْمِنَ بِهٰذَا الْقُرْاٰنِ وَلَا بِالَّذ۪ي بَيْنَ يَدَيْهِۜ وَلَوْ تَرٰٓى اِذِ الظَّالِمُونَ مَوْقُوفُونَ عِنْدَ رَبِّهِمْۚ يَرْجِعُ بَعْضُهُمْ اِلٰى بَعْضٍۨ الْقَوْلَۚ يَقُولُ الَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا لِلَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا لَوْلَٓا اَنْتُمْ لَكُنَّا مُؤْمِن۪ينَ
İnkar edenler: «Bu Kuran’a ve ondan öncekilere inanmayacağız» dediler. Sen bu zalimleri, Rablerinin huzurunda dikilmiş oldukları zaman, suçu birbirine atıp dururken bir görsen! Güçsüz sayılanlar, büyüklük taslayanlara: «Siz olmasaydınız biz inanmış olacaktık» derler.[31]
وَقَالَ الَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا لِلَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا بَلْ مَكْرُ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ اِذْ تَأْمُرُونَـنَٓا اَنْ نَكْفُرَ بِاللّٰهِ وَنَجْعَلَ لَهُٓ اَنْدَاداًۜ وَاَسَرُّوا النَّدَامَةَ لَمَّا رَاَوُا الْعَذَابَۜ وَجَعَلْنَا الْاَغْلَالَ ف۪ٓي اَعْنَاقِ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ هَلْ يُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Güçsüz sayılanlar da büyüklük taslayanlara: «Hayır gece gündüz hile kuruyor ve bize Allah’ı inkar etmemizi, O’na ortaklar koşmamızı emrediyordunuz» derler. Azabı gördüklerinde, ettiklerine içleri yanar. İnkar edenlerin boyunlarına demir halkalar vururuz. Yaptıklarından başka bir şeyin mi cezasını çekerler?[33]
قُلْ اَرَاَيْتُمْ شُرَكَٓاءَكُمُ الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ اَرُون۪ي مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْاَرْضِ اَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِي السَّمٰوَاتِۚ اَمْ اٰتَيْنَاهُمْ كِتَاباً فَهُمْ عَلٰى بَيِّنَتٍ مِنْهُۚ بَلْ اِنْ يَعِدُ الظَّالِمُونَ بَعْضُهُمْ بَعْضاً اِلَّا غُرُوراً
De ki: «Allah’ı bırakıp da taptığınız putlarınıza hiç baktınız mı? Bana gösterin, onlar yerden hangi şeyi yarattılar?» Yoksa onların Allah’la ortaklığı göklerde midir? Yoksa Biz onlara kitap verdik de ondaki delillere mi dayanırlar? Hayır; zalimler, birbirlerine sadece aldatıcı söz söylerler.[40]
فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ اِنّ۪ٓي اَرٰى فِي الْمَنَامِ اَنّ۪ٓي اَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرٰىۜ قَالَ يَٓا اَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُۘ سَتَجِدُن۪ٓي اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّابِر۪ينَ
Çocuk kendisinin yanısıra yürümeye başlayınca: «Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda iken seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?» dedi. «Ey babacığım! Ne ile emrolundunsa yap, Allah dilerse, sabredenlerden olduğumu göreceksin» dedi.[102]
وَقَالُوا مَا لَنَا لَا نَرٰى رِجَالاً كُنَّا نَعُدُّهُمْ مِنَ الْاَشْرَارِۜ
Şöyle derler: «Kendilerini dünyada iken kötü saydığımız kimseleri burada niçin görmüyoruz?»[62]
وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۜ قُلْ اَفَرَاَيْتُمْ مَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ اَرَادَنِيَ اللّٰهُ بِضُرٍّ هَلْ هُنَّ كَاشِفَاتُ ضُرِّه۪ٓ اَوْ اَرَادَن۪ي بِرَحْمَةٍ هَلْ هُنَّ مُمْسِكَاتُ رَحْمَتِه۪ۜ قُلْ حَسْبِيَ اللّٰهُۜ عَلَيْهِ يَتَوَكَّلُ الْمُتَوَكِّلُونَ
And olsun ki, onlara, «Gökleri ve yeri yaratan kimdir?» diye sorsan: «Allah’tır» derler. De ki: «Öyleyse bana bildirin, Allah bana bir zarar vermek isterse, Allah’ı bırakıp da taptıklarınız, O’nun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut bana bir rahmet dilerse, O’nun rahmetini önleyebilir mi?» De ki: «Allah bana yeter; güvenenler O’na güvenir.»[38]
اَوْ تَقُولَ ح۪ينَ تَرَى الْعَذَابَ لَوْ اَنَّ ل۪ي كَرَّةً فَاَكُونَ مِنَ الْمُحْسِن۪ينَ
Veya, «Allah beni doğru yola eriştirseydi sakınanlardan olurdum» diyeceği, yahut, azabı gördüğünde: «Keşke benim için dönüş imkanı bulunsa da iyilerden olsam» diyeceği günden sakının.[57-48]
وَتَرَى الْمَلٰٓئِكَةَ حَٓافّ۪ينَ مِنْ حَوْلِ الْعَرْشِ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْۚ وَقُضِيَ بَيْنَهُمْ بِالْحَقِّ وَق۪يلَ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ
Melekleri, arşın etrafını çevirmiş oldukları halde, Rablerini hamd ile överken görürsün. Artık insanların aralarında adaletle hüküm olunmuştur. «Övgü, Alemlerin Rabbi olan Allah içindir» denir.[75]
يَا قَوْمِ لَكُمُ الْمُلْكُ الْيَوْمَ ظَاهِر۪ينَ فِي الْاَرْضِۘ فَمَنْ يَنْصُرُنَا مِنْ بَأْسِ اللّٰهِ اِنْ جَٓاءَنَاۜ قَالَ فِرْعَوْنُ مَٓا اُر۪يكُمْ اِلَّا مَٓا اَرٰى وَمَٓا اَهْد۪يكُمْ اِلَّا سَب۪يلَ الرَّشَادِ
«Ey milletim; Bugün memlekette hükümranlık sizindir, galip olanlar sizsiniz. Ama Allah’ın baskını bize çatınca, O’na karşı bize kim yardım eder?» Firavun: «Ben size kendi görüşümden başkasını söylemiyorum. Ben size ancak doğru yolu gösteriyorum» dedi.[29]
فَلَمَّا رَاَوْا بَأْسَنَا قَالُٓوا اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَحْدَهُ وَكَفَرْنَا بِمَا كُنَّا بِه۪ مُشْرِك۪ينَ
Şiddetli azabımızı gördüklerinde: «Yalnız Allah’a inandık; O’na koştuğumuz eşleri inkar ettik» dediler.[84]
فَاَمَّا عَادٌ فَاسْتَكْبَرُوا فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَقَالُوا مَنْ اَشَدُّ مِنَّا قُوَّةًۜ اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ الَّذ۪ي خَلَقَهُمْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُمْ قُوَّةًۜ وَكَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ
Ad milleti, yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamış, «Bizden daha kuvvetli kim vardır?» demişti. Onlar, kendilerini yaratan Allah’ın onlardan daha kuvvetli olduğunu görmüyorlardı değil mi? Ayetlerimizi bile bile inkar ediyorlardı.[15]
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا رَبَّـنَٓا اَرِنَا الَّذَيْنِ اَضَلَّانَا مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ نَجْعَلْهُمَا تَحْتَ اَقْدَامِنَا لِيَكُونَا مِنَ الْاَسْفَل۪ينَ
İnkar edenler: «Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan, bizi saptıranları göster, onları ayaklarımızın altına alalım da en altta kalanlardan olsunlar» derler.[29]
قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كَانَ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ ثُمَّ كَفَرْتُمْ بِه۪ مَنْ اَضَلُّ مِمَّنْ هُوَ ف۪ي شِقَاقٍ بَع۪يدٍ
De ki: «Kuran Allah katından gelmiş olup da siz de onu inkar etmişseniz, söyleyin bana, derin bir çıkmazda bulunan kimseden daha sapık kim vardır?»[52]
وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ وَلِيٍّ مِنْ بَعْدِه۪ۜ وَتَرَى الظَّالِم۪ينَ لَمَّا رَاَوُا الْعَذَابَ يَقُولُونَ هَلْ اِلٰى مَرَدٍّ مِنْ سَب۪يلٍۚ
Allah kimi saptırırsa, artık onun bundan sonra bir dostu olmaz. Azabı gördüklerinde, zalimlerin: «Dönecek bir yol yok mudur?» dediklerini görürsün.[44]
وَتَرٰيهُمْ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا خَاشِع۪ينَ مِنَ الذُّلِّ يَنْظُرُونَ مِنْ طَرْفٍ خَفِيٍّۜ وَقَالَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنَّ الْخَاسِر۪ينَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ وَاَهْل۪يهِمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اَلَٓا اِنَّ الظَّالِم۪ينَ ف۪ي عَذَابٍ مُق۪يمٍ
Aşağılıktan başları öne eğilmiş, göz ucuyla gizli gizli etrafa bakarken, ateşe sunulduklarını görürsün. İnananlar: «Hüsranda olanlar, kıyamet günü kendilerini de, ailelerini de hüsranda bırakanlardır» derler. İyi bilin ki, zalimler sürekli bir azap içindedirler.[45]
قُلْ اَرَاَيْتُمْ مَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَرُون۪ي مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْاَرْضِ اَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِي السَّمٰوَاتِۜ ا۪يتُون۪ي بِكِتَابٍ مِنْ قَبْلِ هٰذَٓا اَوْ اَثَارَةٍ مِنْ عِلْمٍ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ
De ki: «Allah’ı bırakıp taptığınız şeyleri görüyor musunuz? Yeryüzünde ne yaratmışlar bana göstersenize! Yoksa Allah’la ortaklıkları göklerde midir? Eğer doğru sözlü iseniz, size indirilmiş bir kitap veya intikal etmiş bir bilgi kalıntısı varsa bana getirin.»[4]
قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كَانَ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ وَكَفَرْتُمْ بِه۪ وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِنْ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ عَلٰى مِثْلِه۪ فَاٰمَنَ وَاسْتَكْـبَرْتُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ۟
De ki: «Eğer bu Kitap Allah katından ise ve siz de onu inkar etmişseniz; İsrailoğullarından bir şahit de bunun böyle olduğuna şehadet edip de inanmışken, siz yine de büyüklük taslarsınız, bana söyleyin kendinize yazık etmiş olmaz mısınız?» Doğrusu Allah zalim milleti doğru yola eriştirmez.[10]
قَالَ اِنَّمَا الْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِۘ وَاُبَلِّغُكُمْ مَٓا اُرْسِلْتُ بِه۪ وَلٰكِنّ۪ٓي اَرٰيكُمْ قَوْماً تَجْـهَلُونَ
«Doğrusu bunun ne zaman geleceğini Allah bilir; ben size benimle gönderileni tebliğ ediyorum; fakat sizin cahil bir millet olduğunuzu görüyorum.» dedi.[23]
فَلَمَّا رَاَوْهُ عَارِضاً مُسْتَقْبِلَ اَوْدِيَتِهِمْۙ قَالُوا هٰذَا عَارِضٌ مُمْطِرُنَاۜ بَلْ هُوَ مَا اسْتَعْجَلْتُمْ بِه۪ۜ ر۪يحٌ ف۪يهَا عَذَابٌ اَل۪يمٌۙ
O azabın, yayılarak vadilerine doğru yöneldiğini gördüklerinde: «Bu yaygın bulut bize yağmur yağdıracaktır» dediler. Hud: «Hayır, o, acele beklediğiniz şeydir; can yakıcı azap veren bir rüzgardır; Rabbinin buyruğu ile her şeyi yok eder» dedi. Bunun üzerine evlerinin harabelerinden başka bir şey görünmez oldu. Biz, suçlu milleti işte böyle cezalandırırız.[24-25]
وَيَقُولُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَوْلَا نُزِّلَتْ سُورَةٌۚ فَاِذَٓا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ مُحْكَمَةٌ وَذُكِرَ ف۪يهَا الْقِتَالُۙ رَاَيْتَ الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يَنْظُرُونَ اِلَيْكَ نَظَرَ الْمَغْشِيِّ عَلَيْهِ مِنَ الْمَوْتِۜ فَاَوْلٰى لَهُمْۚ
İnananlar: «Keşke bir süre indirilse de cihada çıksak» derlerdi. Fakat hükmü açık bir süre inip, orada savaş zikredilince, kalblerinde hastalık olanların, ölüm korkusuyla bayılmış kimselerin bakışları gibi, sana baktıklarını gördün. Oysa onlara itaat etmek ve uygun olanı söylemek yaraşırdı. İş ciddileşince Allah’a verdikleri yeminde doğruluk gösterselerdi, onların iyiliğine olurdu.[20-21]
Yükleniyor...